-e bilmek/-a bilmek
Bir yerden bir yere gidebilmeyi çok seviyorum. Gidebilmek, yapabilmek bir insan için şükredilecekler listesinde en başta bence. Bir yerlere koşuşturmak, sürekli acelesi olmak, oradan oraya yetişmek... İşinin olduğuna mı şükredersin,bir işe yaradığına mı şükredersin, bunu mümkün kılan maddi imkana mı yoksa en temeli fiziksel güce mi şükredersin? Gerçekten şuan hangisine şükretsem diğerinin hatrı kalır! Binlerce, yüz binlerce kere hamd olsun Rabbime. Bunu paylaşırken çok düşündüm eksik olanları incitirmiyim diye fakat bu saydığım şeyler belki birçoğuna göre şikayet sebebi. Sürekli birşeyler yapmak, ordan oraya kosturmak, hiç durmamak, dinlenememek gibi. Fakat demek istediğim, aslında bunlar şükür sebebi olmalı insana. Sizinde hayatınızda belki işi eksik belki maddi gücü belki fiziksel gücü eksik olanlarınız vardır mutlaka fakat şikayet ettiğiniz şeylere iyice bir bakın, emin olun aslında o kadar şükredeceğiniz şey çıkar ki karşınıza belki bende vesile olmuş olurum tefekkürünüze..sebep olana hamd olsun
Hayata Dair
Nikah Şahitliği ve Hanefî Mezhebine Göre Gayb İlmi ​Hanefî mütekaddimûn (ilk dönem) fukahasından olan İmam Fakih Ebu'l-Kasım Ahmed b. İsme es-Saffâr (ö. 336 h.), evlenirken Yüce Allah’ı ve Nebi ﷺ'i nikahına şahit tutan kimsenin tekfir edileceğini (dinden çıkacağını) açıkça belirtmiştir; çünkü bu kimse, Nebi ﷺ'in gaybı (yani kendisine ulaşacak hiçbir beşerî yol bulunmayan gizli şeyleri) bildiğini iddia etmiş olmaktadır. ​İmam Ebu'l-Kasım'dan yapılan bu nakli; el-Fetâve'l-Velvâliciyye (c. 5, s. 422), Hulâsatü'l-Fetâvâ, el-Muhîtü'l-Burhânî, el-Fetâve'l-Bezzâziyye ve el-Fetâve't-Tâtârhâniyye gibi pek çok meşhur fetva kitabı yazarı aynen aktarmıştır. ​Fakat el-Fetâve't-Tâtârhâniyye müellifi, Ebu'l-Kasım es-Saffâr’ın bu katı görüşüne karşı, el-Mültekat sahibinin (ki muhtemelen 6. yüzyıl alimlerinden Ebu'l-Kasım es-Semerkandî'dir) "tekfir edilmeyeceğini" söylediğini aktarır; zira bu nikahın, Nebi ﷺ'in ruhuna arz edilen (gösterilen) şeylerden biri olma ihtimali vardır. Nitekim et-Tâtârhâniyye'de (c. 4, s. 38-39) şöyle geçmektedir: ​"Bir kimsenin, Allah ve Resûlü’nün şahitliğiyle bir kadınla evlenmesi caiz olmaz. Şeyh İmam Ebu'l-Kasım es-Saffâr'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: 'Bunu yapan kimse kâfir olur; çünkü Resûlullah ﷺ'in gaybı bildiğine inanmıştır.' el-Hücce'de ise şöyle denmiştir: el-Mültekat'ta bu kimsenin tekfir edilmeyeceği zikredilmiştir; çünkü eşya (meydana gelen olaylar) Nebi ﷺ'in ruhuna arz olunur ve şüphesiz peygamberler gaybın bir kısmını bilirler. Nitekim Yüce Allah: 'O gaybı bilendir, gaybına kimseyi muttali kılmaz; ancak razı olduğu bir resûl müstesna' [Cin: 26-27] buyurmuştur." ​Mecmeu'l-Enhür adlı eserde de buna benzer bir ibare yer almaktadır. ​Özetle: Hanefî fukahasından bazı mütekaddimûn alimler, kendisinden sonra meydana gelen olaylardan
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Link paylaşımı
Link Paylaşımı academia.edu/resource/work/1... tek1bilinc.blogspot.com/2026/06/metapol... METAPOLİTERSİNİRMETAPOLİLEZONAKTİKDEEPLY MANİFESTOSU — NEDEN OKUNMALIDIR? TÜRKÇE Bu Manifesto Neden Okunmalıdır? 1. Çağımızın En Kapsamlı Ontolojik Sistemi Bu manifesto, kuantum fiziğinin matematiğini, kadim teolojinin derinliğini, felsefenin sorgulayıcılığını, nörobilimin somutluğunu, sanatın yaratıcılığını ve dijital çağın gerçekliğini tek bir potada eriten eşsiz bir eserdir. Tek bir metin içinde, evrenin işleyişinden insan bilincinin derinliklerine, toplumsal dönüşümden dijital çağın pratik çözümlerine kadar uzanan bütüncül bir bakış açısı sunar. 2. Modern İnsanın En Büyük Sorunlarına Çözüm Sunar · Dijital Bağımlılık ve Algoritmik Manipülasyon: 7 Günlük Dijital Detoks Programı ve Mühürsüz Gözlem pratiği ile dijital dünyanın tuzaklarından kurtulma yöntemleri sunar. · Anlam Kriz ve Kimlik Bunalımı: "Mimar" kimliği ile insanı pasif bir tüketiciden, kendi varoluşunun aktif yaratıcısına dönüştürür. · Stres, Kaygı ve Tükenmişlik: Hazırlıksız Akış ve Rezonans Pratiği ile modern hayatın kaotik temposunda içsel dengeyi koruma rehberi sunar. · Parçalanmış Toplumsal Yapı: Polilezonaktik Medeniyet modeli ile oy çokluğu ve hiyerarşinin ötesinde, uyum ve frekans birliğine dayalı yeni bir toplumsal düzen önerir. 3. Disiplinlerarası Derinlik ve Bilimsel Temel Eser, sadece felsefi spekülasyon değildir. Dirac'ın tek elektron teorisi, Higgs alanı, kuantum dolanıklık, nöroplastisite, otonom sinir sistemi gibi güncel bilimsel bulgularla desteklenmiştir. Bu, eseri hem akademik çevreler hem de pratik yaşam için geçerli kılar. 4. Pratik Uygulanabilirlik ve Dönüştürücü Güç Enhar Protokolü, Adım Adım Uygulama Takvimi, Polilezonaktik
Allah'ı bilmek başka, iman etmek başkadır. Bilmek akılla ilgilidir, iman ise kalple. ​Şeytan da Allah'ı biliyordu. Hatta meleklerden daha çok biliyordu; ismini, kudretini, azametini, cennetini ve cehennemini tanıyordu. Ama bildiği halde secde emrine karşı geldi. Kibri, bildiği o büyük gerçeği imana ve teslimiyete çevirmesine engel oldu. Bilmek, bir hakikatin varlığını kabul etmektir; iman etmek ise o hakikatin karşısında kibrinle yok olmak, sonsuz aşkınla var olmaktır.. ​İman etmek, sadece zihinde onaylamak değil; bildiğini tasdik etmek, teslim olmak ve boyun eğmektir. Sadece "Allah var" demek yetmez. Firavun da boğulurken, "İsrailoğullarının inandığı ilahın hak olduğunu anladım" dedi. Bildi. Ama o bilgi, can boğaza gelmeden önce kalpte bir "teslimiyet"e dönüşmediği için, sadece bir itiraf olarak kaldı ve fayda vermedi. ​Bilmek, ham ve kuru bir malumattır; bir nakil işidir. İman ise o malumatla yanmak, aşkla yaşamaktır; bir hal işidir. Bilgi, insanı bir kürsüye çıkarıp alim yapar; iman ise insanı secdelere indirip kul yapar. ​Ebu Cehil de Peygamber’i biliyordu. Nesebini, dürüstlüğünü, "Emin" oluşunu en yakından bilenlerdendi. Kendi aralarında "Muhammed yalan söylemez" diyorlardı. Bildiği halde iman etmedi. Çünkü iman, dünyevi menfaatlere, kökleşmiş gurura, nefsin "ben" diyen sesine rağmen, her şeyden vazgeçip "Lebbeyk" (Emret Allah'ım, buradayım) diyebilmektir. Bilgi bir ışıktır; ancak iman, o ışığın içinde saklı aşkı bulup ruhunda sonsuza dek yaşamaktır. Bir yanda şüphe barındırmayan bir malumat, diğer yanda hiçbir hesap gütmeyen bir teslimiyet... Biri zihni aydınlatır, diğeri ruhu diriltir. İnsanın kurtuluşu, bildiği her şeyi kalbinde O'nun rızasıyla yoğurup ebedi bir "aşk"a dönüştürebilmesindedir. ___ /Güven Taşdemir
Uzanmış yatağında, ayaklarını sallayarak Das Kapital (konu hakkındaki ilk eline aldığı kitap :) ) okuyor.Sanırsın aşk kitabı okuyor. Tabi okumadan önce yorumlara bir bakıyor. Zor kitap, anlaması zor bilmem ne de bilmem ne. Okumasam mı acaba diyor önce de sonra zor olması daha iyi değil mi ki diyor? Demek ki kitap bir şeyler öğretiyor diye düşünüyor. Hem kafasını zorlamış olur. Uyuşuk kafası açılır belki. Hem zaten bu en ana kitaplardan değil miymiş bu konu hakkındaki? İslamı kafasında şekillendirirken Kur'an okumamış mıydı? E bu da öyle bir şey olur belki... He he aynen, öyle olur! Zaten bu kişi de önemli bir figür diyip başlıyor okumaya. Beş sayfa, on sayfa, on beş sayfa, yirmi sayfa, yirmi beş sayfa... Otuzu gördü mü emin değilim. Pes ediş kendini belli ediyor. Bırakıp başka diyarlara uçuyor. Sonra zamanlar geçiyor ve bu defa bakıyor ki alfabesi varmış bu konunun, yordam sağ olsun. Onu okuyor. Evet bazen alfabeler vardır. Bazı alfabeler vardır. Bizim ihtiyaç duyduğumuz gerekleri bize ihtiyaç duyduğumuz şekilde anlatan alfabeler vardır. Onlardan yana gidelim önce. Önce onlardan yana gidelim ki, başka alfabeler de katabilelim bünyemize. Bu alfabe işi de sıvı bir iştir. Dönüşür. Dönüştürülür. Sadece yordam noktasından bakılmaz işe. Alfabeler önemli. İnsan misal olarak kendi ruhunun alfabesini bir miktarca çözemeden nasıl dünyayı, çevresini, kişileri, güzellikleri anlayabilir ki? Kendi alfabesini hissetmeyen kişi katamaz ki kendine öteki şeyleri. Düşünür ama yapmaz. Çünkü alfabesini hissetmiyordur ki. O yüzden insan ilk önce kendi azını bulacak. Bu ne mi demek? Yine ve yeniden Hakan Günday... ''AZ…Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman