Yaşlı Bir Adam
Gürültülü kahvenin içerlek odasında yaşlı bir adam, masada iki büklüm; önünde bir gazete, yapayalnız. Sefil yaşlılığın ezikliği içinde düşünüyor, ne kadar az çıkardı hayatın tadını güçlü olduğu yıllar, yakışıklı, Biliyor, nasıl yaşlandı; farkında, görüyor her şeyi, ama gençlik yılları daha dün gibi geliyor ona. Hayat ne kadar kısa, ne kadar! Düşünüyor, Bilgelik denen şey nasıl da aldattı onu; nasıl hep güvendi—ne çılgınlık! “Yarın, bol bol zamanın var,” diyen o yalancıya. Dizginlediği coşkular geliyor aklına; gözden çıkardığı onca sevinç. Yitip gitmiş her fırsat Şimdi alay ediyor kafasız sağgörüsüyle. …Bunca düşünce, bunca anımsayış başını döndürüyor yaşlı adamın. Ve gidiyor gözleri kahvenin masasında iki büklüm. E.A.
Edebiyat
... Unut onu. - O zaman hatırlayacak neyim kalır ki?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı
Ağrı dağında PKK'nın yoğun olduğu zamanlarda 100 kişilik bir grup adına birisi Iğdır'a iniyor. Özel Tim'e gidiyor, teslim olmak istediklerini söylüyor, onu vuruyorlar. Kız dağda vuruluyor, Iğdır devlet hastanesinde cenaze işleri yapılıyor, cenaze ayaklarından tutularak merdivenlerden indirilmeye başlanınca, annesi, "yavrum" diye ortaya çıkıyor. Şimdi siz bu kızın kardeşini artık engelleyemezsiniz, dağa çıkar, ben de olsam dağa çıkarım. Ben Karadenizliyim, teğmen benim babamı dövse dağa çıkarım. Bizim memlekette asker 50 yaşındaki adama tokat vuramaz. Vurursa, onu vururlar. Bundan 20 yıl önce atın üzerindeki bir adama asker "dur" demiş, adam durmamış, o da çekmiş vurmuş. Adapazarı'nda görev yaparken, izne çıktığında gidip vurmuşlar askeri..
Sayfa 142 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Mekkeli muşriklerde Allah'ın varlığına inaniyorlardı!!
Bir insan Allah'a şirk koşuyor, O'nu (cc) ibadette birlemiyorsa müşriktir. Fıtratı/Aklı oldukça da mazereti yoktur. Velev ki Allah'a inansın veya bir nebiye müntesip olsun, sonuç değişmez. Kişinin "Allah'a ve peygamberlerine inanıyorum." sözü, şirkle beraber insana fayda sağlamaz. Buna örnek olarak Mekkelileri verebiliriz. Onlar Allah'a şirk koşan bir toplumdu. Ancak bununla beraber; Allah'a inanıyor, İbrâhîm'in (as) ümmeti olduklarını söylüyorlardı: "De ki: 'Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Kulakların ve gözlerin sahibi kimdir? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartan? İşleri çekip çeviren/yöneten kimdir?', 'Allah'tır. diyecekler. De ki: 'Öyleyse korkup sakınmaz mısınız?" (Yunus,31) "De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin) yer ve içindekiler kime aittir?', 'Allah'a aittir' diyecekler... De ki: 'Öğüt almaz mısınız?' De ki: 'Yedi göğün ve büyük arşın Rabbi kimdir?', 'Allah' diyecekler... De ki: 'Korkup sakınmaz mısınız?' De ki: 'Her şeyin mülkünü/yönetimini elinde bulunduran kim? O her şeyi koruyup himaye ederken, kendisine karşı kimsenin himaye edilemeyeceği kimdir? Şayet biliyorsanız (söyleyin kimdir o)?', 'Allah' diyecekler. De ki: 'Nasıl oluyor da böyle büyüleniyor (şirkle aldanıp hakka karşı geliyorsunuz)?(Muminûn,84-85) Kendilerini İbrâhîm Peygamber'e nispet ediyorlardı. İnanç ve eylemlerinin İbrâhîm'in (as) dini olduğunu düşünüyorlardı.. Bunun delili; Kâbe'ye sahip çıkmaları, hacılara su dağıtmaları, kurban kesmeleri ve sadaka vermeleriydi. Ancak tüm bunların Allah (cc) katında onlara faydası olmayacaktır. Çünkü şirk, inanç ve amel adına her şeyi boşa çıkaran bir illettir. "Andolsun ki sana ve senden önceki (resûllere): 'Şayet şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olursun. diye vahyedildi vahyedildi." (Zumer,65)
Sayfa 89·Kitabı okuyor
1000Kitap
Çok eski zamanlarda İsa'ya aşık yedi genç bir mağaraya kapanmışlar Efes'te. Yemliha, Mislina, Mürselina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş, Kefeştatayuş imiş adları, bir de köpecikleri varmış Kıtmir. Ne yapsınlar ki, barınamamışlar koca şehirde: yıllar geçmiş, bir zamanlar Peulus'un Vaızlarına kulak as­mayan Efesliler güçlü hatibin şehre ikinci gelişinde bu İsa dininde bir şeyler var diye düşünmeye baş­lamışlar. Hem yalnız Paulus değil, Juhanna da gel­memiş miydi, İsa'nın anası dediği bir kadıncağızı getirip yerleştirmemişmiydi Lysimakhos surlarının ötesinde pınarların çağladığı yemyeşil bir yamaca? Oldum olası tanrı anaları görmüştü Efesliler, şeh­rin kurucusu Amazon tanrıça idi, ulu Artemis'ten doğmuştu yeryüzünde ne kadar canlı, ne kadar bit­ki varsa. Ama Artemis'in papazları para babası ol­muşlar, habire yığıyorlardı altınları tanrıçanın sü­tundan bir ormanla çevrili tapınağına, fakir fıkarayı hiç sokmuyorlardı içeriye. Yoksulların koruyucusu İsa'dan yanaydı bu yedi genç, ama Hıristiyan ol­duklarını söyleyemiyorlardı açık açık, çünkü devlet deniz aşırı göçmüş, Roma denilen şehre yerleşmiş­ti. Roma'nın zorbası Decius puta tapmayan kim var­sa kafasını uçurtuyordu Efes'te. İsa'ya tapan bu ye­di genç de Panayır dağının dibinedek inen bir ma­ğara bulmuşlar, oraya sığınmışlardı. Mağara kapı­sına Kıtmir'i bekçi dikmişlerdi. Bir gece derin derin uyuyorlarmış ki, Decius'un adamları gelip mağarayı koca kayalarla örtmüşler. Yedi genç aldırmamışlar karanlığa, uyuyorlarmış nasıl olsa. Aylar, yıllar, yüzyıllar geçmiş, yedi genç uyuyor, Kıtmir de uyu­yormuş. Bir sabah incir ağaçlarının altında keçile­rini otlatan bir çoban mağaranın önündeki bir ka­yanın biraz kaydığını görmüş, var gücüyle yaslan­mış kayaya, onu biraz oynatmış, derken mağaranın içine bir güneş ışını sızmış. Kıtmir
Sayfa 149·Kitabı okudu