Miraç
İşte Cenâb-ı Fahr-i Ålem, bu makamdan geçip cihetsiz âlemde tecelli ederek Zât-ı Ehadiyyet Cenâb-ı Ahmediyyete feth edilerek bir selâmlaşma olmuştur. Tecelliyyât-ı cemâl-i İlâhînin karşısında Cenâb-ı Fahr-i Âlem, derhal (Ettehıyyâtü lillâhi vessalâvâtü vettayyibât) ya'ni: «Tehiyyât ve salâvât, tayyibât, hürmet ü ibâdât; Allah'ın zât-ı ulûhiyyetine mahsusdur» diyerek selâm verince, Vâcib Teâlâ Hazretleri: (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühû): «Ey zâtımdan zâtıma tecellî etdiğimde zuhûr eden, zulmetin mukabili olmayan nûrü'l-envâr Peygamber-i Zi-şânım! Allah'ın rahmeti, âtıfeti, selâmeti senin üzerine olsun» diye mukabele-i selâmda bulundular. O; ümmetinin şefi'i olan, ednâyı a'lâ yapan, düşmanına dahi merhamet elini uzatan ve âlemlere rahmet bulunan Nebiyy-i muazzam hemen: (Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhissâlihıyn) diyerek selâm-ı ilâhîyi kabûl etdi ve ibâd-ı sâlihıyn (sâlih kullar)'i de içeriye sokdu, hissedâr etdi. Allahü Teâlâ Hazretleri: «Habîbim, buraya ne bir melek-i mukarreb ve ne de bir nebiyy-i mürsel giremezdi. Sen sevdiklerini de sokdun. Biz de kabûl etdik. Sen râzı oluncaya kadar sana her şey'i i'tâ edeceğim (vereceğim)» buyurdu. Bu tecellî karşısında Cibrîl : (Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve resûlühû): «Ma'bûdün bilhak olan Allah'a, Ondan gayrı ilâh olmadığına ve O'nun abd-i hâssı, resûlü bulunan Muhammed'e şehadet ederim» diye mukabele etmişdir. Cenâb-ı Fahr-i Âlem bu makamda sessiz, sözsüz, bizsiz, sizsiz doksan bin kelimât konuştu. Ve Hak'dan bize müjdeler getirerek hâne-i Ümmühânî'ye teşrîf etdiler.
Sayfa 464 - Yaylacık Matbaası 1984 Baskısı·Kitabı okuyor
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, ti­füs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın: - Ahmed'imi gördün mü?
Reklam
Görünen ile Görüntü'nün ayrıştığı zamanları yaşıyoruz. Görüntüler çoğaldıkça görünene perde oluyor ve görünmesi gereken görünmüyor. Görüntüler ise birer imaj ve simülasyondan ibaret olduğu için sanallaşarak, dijitalleşerek, mekanikleşerek kayboluyor. Görünenin gerçekliğine karşılık görüntünün herhangi bir gerçekliği ve kalıcılığı söz konusu değil. Görüntü görüntü bir görünmezlik çoğalıyor. Her görüntü artık gerçekliğe bir perde. Perde üzerindeki gölgelerin gerçekliği yok. İnsan ve çevresi birer gösteri unsuru. Gayb'a, Görünmeyen'e inat her şeyi görüntüleştirme çabası görüntüden başka bir gerçekliğin olduğu iddiasını içinde taşır. Lakin görüntüler sürekli biçimde imajlara dönüşerek kaybolurken ve yeni bir imajın beklentisine girerken görünenler perdelerin arkasında gerçekliklerini sürdürüyor. Düşünüyorum o halde varım diyen insan ile Görünüyorum o halde varım diyen insanın tarihsel yanılgısını yaşamamıza rağmen çözüm hâlâ aynı zeminde aranıyor.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
14) Cehennem Cehennem gazap ateşi demektir. Hâkim şöyle bir hadis aktarır: "Gazap cehennem ateşindendir. Allah onu sizden birinizin damarlarına yerleştirir. Bakınız! İnsan öfkelendiğinde gözleri kızarır ve yüzü değişir, damarları şişer." Tirmizî'nin aktardığı başka bir hadiste şöyle denilir: "Cehennemin bir kapısı vardır ki o kapıdan ancak öfkeli insanlar girer." İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd şöyle bir hadis aktarır: "Gazap şeytandandır, şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş suyla söndürülür. İçinizden biriniz öfkelendiğinde abdest alsın." Taberâni şu rivayeti nakleder: "İçinizden birisi öfkelendiğinde 'Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım' derse, öfkesi gider." Ebû Hüreyre'den şöyle aktarılır: "Adamın biri Hz. Peygamber'e (sav) 'Bana tavsiyede bulun' deyince Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir: 'Öfkelenme!' Sonra bu sözünü birkaç kez tekrarlamıştır." Hadisi Buhârî aktarmıştır. Öfkelenmenin yasaklanması demek, onun gereğini yerine getirmenin yasaklanması demektir. Bir rivayette şöyle denilir: "Şeytan şöyle der: İnsan öfkeli olunca onu aramızda çocukların topu çevirdiği gibi çeviririz. Davetiyle ölülere bile hayat verse, kendisinden umut kesmeyiz. Bir sözle yapar ve bozar." Bu menzil insanı Allah'ın rahmetinden umut kesmeye sevk eder ve böylece kul yasakları işlemeye başlar.
Sayfa 56
Din
Ankara'ya mı yolcu bugünlerde Edip, işin içinde şiir vardır ille de! Kumkapı'ya o yüzden dadandı; Yorgo'nun balıkları, rakıları şiirimsi şeyler ya.. Mavi Boncuk'un laternası, yazılası dizelerle çın çın. Peki, o şipşiir Beşiktaş iskelesinden Sarayburnu'ndaki Agop'tan niye mi çekti ayağını? Yok canım, o değil; kepenkleri çeken onlar! Başka sevdikleri mi? Bayağılıklara cinifrit olur. O yüzden gerçek dostluklara bayılıyor; ikindi içkisine, Chagall'a, Bach'a Dostoyevski'ye, kuzgun kılıcına, yünlü boyunbağlarına, oğluna, Ömer'e yani.. Ortağı Bay Jak'a da kanı ısınık; çoğu kez boş verip, okuyup yazmalarını başına takaza etmiyor diye!
Sayfa 78·Kitabı okudu
Belki de bir şeyleri beklemek, o geldiğinde yaşanan hayreti azaltmıyor.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Reklam
Reklam