Ata Yılmaz

Ata Yılmaz
@aFtBa
Tüketici Ruhlarımızın Mühendisi
Sizi Edward Bernays ile tanıştırmak istiyorum.. "Tüketici ruhlarımızın mühendisi" olarak tanınıyor... Halkla ilişkilerin kurucusu.. "Bu alan nedir ?" diye sorulsa, sivil yaşamın Pentagon'u derim. Silahı, kamuoyunu yönlendirmek. 1995 yılında 106 yaşında ölen Bernays dünyanın birçok ülkesindeki seçimlerde oylarımızı nasıl verdiğimizi yönlendiren kişi.. Kitle psikolojisi ve psiko-analizden yola çıkarak temel davranışlarımızla oynamış. İlk büyük işi, satışlarını artırmak isteyen domuz tüccarlarıymış. Doktorlardan rapor toplamış : "Kahvaltıda domuz eti yemek sağlığa yararlıdır.." Raporu bayrakla birleştirmiş, ülke çapında reklam kampanyası : "Amerika'nın milli kahvaltısı : Jambonlu yumurta." Birbirine benzemenin teşvik edildiği göçmenler ülkesinde Amerikalılığa soyunanlar başlamışlar aynı kahvaltıya talim etmeye.. Bernays'ın gençliğinde bir başka işi Amerikalı kadınlara sigara içirtmek.. Yirminci yüzyılın başlarında kadınların umumi yerlerde sigara içmeleri yasak. Yaptırımı, para cezası ve hapis.. Tütün şirketleri mamullerini toplumun yarısına satamamaktan şikayetçi.. Bernays New York'ta yılda bir yapılan ünlü resmigeçit gününde beş altı saatliğine kiraladığı mankenleri yürütür. Kızlar, şehrin limanının girişinde, elinde meşale tutan Özgürlük Anıtı'ndaki kadına atfen, "Özgürlük için kibrit çak" sloganıyla sigaralarını yakar. Olay haber olur. Feministler sigara içme özgürlüğü kampanyasını destekler. Bir yıla kalmadan tütün şirketleri amaçlarına erişir. Kadınlar erkeklerle birlikte zehirlenme eşitliğine kavuşur !.. Bernays, politikacılara danışman olur. Kitabından bir alıntı : "Halka güvenilmez. Yanlış adama oy verip zararlı şeyler peşinde gidebileceklerinden, yönlendirilmeleri gerekir.." Nazi Almanya'sında kitle hareketlerini örgütleyerek Yahudi soykırımının yolunu açan
Bilim
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Her ilişkiyi, aşk diline, aşk paradigmasına sokmak gerekmez. Bunu yaptığımız an, paylaştığımız o mahremiyetin güzelliği, kendiliğindenliği, insaniliği, “aşk”ın olmadığı bir kalıba zorla sokulmasıyla bozulmuş olur.Neden, bir zamanlar birbirine âşık olan insanlar sonunda birbirlerine dayak atmaya, işkence etmeye ve birbirlerini öldürmeye kalkarlar? Âşıklar arasındaki cinayet oranı neden bu denli yüksek?Nasıl olur da, hem aşk hem nefretle ilgili düşünce ve duygular aynı insanda barınabilir? Aşkın bir karşıtı nasıl olabilir? Nasıl olur da aşk nefret tohumlarını, nefret de aşk tohumlarını içerir? Aşka, tüketilecek, sahip olunacak ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret deortaya çıkar.Öyle bir noktaya geldik ki, kurumlar, meslekler, dilimiz, hatta ekonomimiz sevgi yoksunluğu üzerine kuruluyor, sevgiye bir sorun gözüyle bakılıyor. Aşkın varlığından çok yokluğunun bilincindeyiz. Âşık olmama durumu normal sayılıyor artık. Tavan arasında bir kupür buldum. Gazeteci, psikiyatrist olan babama soruyor, “Doktor bey, nedir şu aşk illetinin tedavisi?” “Hastalık âşık olmak değil, olmamaktır,”diye yanıtlamış babam soruyu.Güzellik enstitülerinden psikoterapistlere, giyim-kuşam ve koku fabrikalarından reklam şirketlerine kadar bir kısım sanayici aşkın yokluğu sayesinde para kazanıyor. Yalnızlıktan, reddedilmekten uykusu kaçan kişiler için uyku hapları bile var. Birbirimize elimizi uzatacak yerde haplara uzanıyoruz.
“Sensiz yaşayamam” sözü, bir başkasına kendini sunmak anlamına gelir. Bu sözü söyleyen kişinin demokrasi, bağımsızlık, özgürlük konusunda “vazgeçilmez” inançları olabilir. Ama aşkta bunların tam karşıtı olan değerler benimsenir. Sevdiğimize sahip olma karşılığında biz de sahiplenilmeyi öneririz. Aşkı ifade eden sözlerimiz yalnız birbirimize hükmetmenin bir belirtisi olmakla kalmaz, kendi bireysel aşkımızı her şeyin üstüne yerleştirdiğimizi gösterir. Aşkımızın, işimize, başkalarıyla olan ilişkilerimize,yaşam biçimimize, değer yargılarımıza hükmetmesine izin veririz. Yaşam, aşk uğruna inanç ve davranışlarım tümüyle değiştiren kişilerle doludur.İşte bu mutlak teslimiyet yüzündendir ki aşk sürekli olamıyor. Aşka sahip çıkmakla, aşkı bitirmiş oluyoruz. Aşkı yaşarken geliştirilen ifadeler ve jestler giderek yoğunluğunu ve içtenliğini yitirir;sonunda ilişki biter. “Sensiz yaşayamam” sözleri, sevgililerden biri ayrılmak istediğinde diğerinden gelen umutsuz bir çağrıdan başka bir şey değildir artık. Aşkın bu denli çabuk tüketilmesi, hatta herhangi bir şekilde tüketilmesi için hiçbir sebep yok aslında.Burada sorgulanması gereken kafamızdaki aşk kavramıdır, aşkın buyurduğu özel dil ve adetler yüzünden birbirimize karşı takındığımız tavırdır. Aşka öyle bir üniforma giydirmiş, onu öyle totaliter bir biçimde tanımlamışız ki âşık olma süreci anlık bir şey olup çıkmış.
Şeytan bir günah işleyeceği zaman işe önce günahı kutsallık zırhına sarmakla başlar-Shakespeare
Psikiyatrist baskıcı bir rol oynar. Onun temel kaygısı bireyin sağlığı ve sözümona ruhsal sağlığı değildir.Onun temel yükümlülüğü, yönetici seçkin kesimin, sınıfın, partinin ya da kültürün buyurduğuonaylanmış standartları savunmaktır. Bu standartları savunmakla psikiyatrist, bireyin gelişimini veözgürlüğünü sınırlayan o kurumları da güçlendirmiş olur. Askeri psikiyatristin rolü, çok açık bir örnektir.Önüne, savaşmaktan, başkalarını öldürmekten ödü kopan bir asker getirildiği zaman, psikiyatristin görevi, onu bir an önce, savaş alanına geri göndermektir. Psikiyatristin ve onun temsil ettiği güçlerin bakış açısına göre, normal olan, askerin katil fonksiyonunu yerine getirmesidir. Anormal sayılan ise, bu delikanlının korkması, savaşmak istememesi, öldürmek istememesidir. Psikiyatristin görevi onu yeniden katil kimliğine kavuşturmak ve bunu mümkün olan en kısa sürede yapmaktır. Savaşma kararını,başkalarının öldürülmesi kararını, belki de homosapiens türünün ve bizimle birlikte daha pek çok türün yok olmasına yol açacak bu kararı veren “liderler”in akıl sağlığını sorgulamaksa, hiçbir zaman psikiyatristin görevi sayılmaz ve sayılmamıştır bugüne dek.Psikolojinin, askeri psikoloji diye adlandırılan bir dalı vardır. Bu daim başlıca görevi, orduları ve askerleri daha etkili öldürme araçları haline getirmenin psikolojik ilke ve yöntemlerini araştırmaktır. Bu araştırmacılar, bütün diğer bilim adamları gibi yıllık bilimsel toplantılarını yaparlar, onlarla aynı itibarı paylaşır, araştırmaları için gerekli parayı alırlar ve genellikle meslektaşlarından daha çok kazanırlar. Öte yandan hiçbir yerde, hiçbir ülkede, barış psikolojisi diye bir ihtisas dalı ya da araştırma alanı yoktur.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Bilim