Yaratılış âlemi tabiatı gereği çokluk üzere kuruludur. Çünkü mutlak birlik ve teklik Allah'a mahsustur. O'nun dışında her şey çoklukla vardır. Evrende birbirinin aynı olan iki şey yoktur. İkiz, benzer, aynısı vs. dediğimiz şeylerin hepsi birbirinden farklıdır. Kesret yani çokluk, varoluş âleminin zati ve zaruri bir yönüdür. Onu ortadan kaldıramazsınız. Kaldırmaya çalışırsanız varlık düzeni bozulur. Yaratılış fıtratı bozulur. Varlığın çokluğunu olduğu gibi kabul eder ve güneşi aydan, toprağı sudan, bitkiyi taştan, sıcağı soğuktan ayırırız. Bu ayrımların farkına vardığımız ve farklılıkların manasını kavrayıp onları yönetmeyi becerdiğimiz oranda dünyada yaşama şansımız vardır.
Bu kozmik ilke, insani ve kültürel düzlemde de geçerlidir. İnsanın zihin ve duygu dünyası da böyledir. Kur'an'da bize deniyor ki: "Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanız dır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır."2 Ayette geçen "birbirinizi tanımanız için" ifadesinin Arapça aslı te'arefudur ve bu kelime örf, irfan, maruf ve marifetle aynı kökten gelir. Tanımanın ve tanış olmanın zemini insanların maruf, yani iyi ve güzel olanda buluşması, buradan irfan ve marifete yani hakikatin bilgisine ulaşması ve bunu bir örf yani gelenek hâline getirerek in- sanların hayrına sunmasıdır. Dolayısıyla farklılık ve çokluk, insan- ları bölmez, tersine iyi, güzel ve doğruda birleştirerek onlara yeni ufuklar açar. Düşünce, sanat ve kültürdeki zenginlik bu ontolojik ilkenin bir yansımasıdır. Farklılıktan korkan kendi özünden emin değildir.