Uzatmalı şöyle dedi bir soru üstüne öğretmene:
Burada gelen gelir, alan alır, vuran vurur, vurulan ölür. Kim vurdu? diye sorarsın. Kimse bilmez. Herkes bilir. Hiçbiri ağzını açıp söylemez. Bırakırsın. Çünkü vuranı bir başkası vurur. Diyeceksin ki, peki hukuk nerede, kanun nerede? Dağın hukuku, kanunu da bu, öğretmen.
Mehmet geliyor. Zaman yok.
Muskamı yitirdim, diyor.
Ter basıyor. Boğuluyorum.
Onu bana yazan ermişi nerde bulacağım bir daha?
Sen yazamaz mısın bir muska? diyor.
Hadi çocuklar, dedim, dersimiz oyun. Dışarı çıkalım. Hep birlikte kardan adam yapalım. Burnuna koyacağımız havuç yok, ama bir tezek parçası koyarız. Göz olarak koyacağımız kara zeytinlerimiz yok, ne yapalım biz de gözlerini oyarız. Eline vereceğimiz süpürge yok, ama bir çifte veririz. Dergilerdeki kardan adamlara benzemeyecek ama, aldırmayın, bizim kardan adamımız da böyle olur, deriz soranlara. Soran olursa. Çocuklar, karları yuvarlamaya başladılar. Birbiri ardı sıra koca kar yuvarlarını getirip yığıyorlardı yan yana, üst üste. Başladık bir kardan adam yapmaya. Bahara değin yaşar dağ başında yapılan kardan adam.