Hadi çocuklar, dedim, dersimiz oyun. Dışarı çıkalım. Hep birlikte kardan adam yapalım. Burnuna koyacağımız havuç yok, ama bir tezek parçası koyarız. Göz olarak koyacağımız kara zeytinlerimiz yok, ne yapalım biz de gözlerini oyarız. Eline vereceğimiz süpürge yok, ama bir çifte veririz. Dergilerdeki kardan adamlara benzemeyecek ama, aldırmayın, bizim kardan adamımız da böyle olur, deriz soranlara. Soran olursa. Çocuklar, karları yuvarlamaya başladılar. Birbiri ardı sıra koca kar yuvarlarını getirip yığıyorlardı yan yana, üst üste. Başladık bir kardan adam yapmaya. Bahara değin yaşar dağ başında yapılan kardan adam.
Alaaddin'i kaldırıyorum tahtaya. Hem say hem de yaz, diyorum.
Hem sayıyor, hem yazıyor.
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,101
Dur, diyorum. Bu ne?
On bir.
Yirmi bir yaz, diyorum.
Yazıyor: 201
Otuz bir yaz.
Yazıyor: 301
Kırk bir yaz.
Yazıyor: 401
Dur, diyorum.
Öbür çocuklara dönüyorum. Doğru mu yazıyor?
Hep bir ağızdan bağırıyorlar: Doğruuu!
Peki, yüz yaz, diyorum. Yazıyor: 100
Yüz bir yaz, diyorum.
Yazıyor: 1001
Analdım. Bir yanlışlık değil söz konusu olan. Bir başka mantık.
Çocuklardan önce sınıfa girdim. Dün boyadığım kara tahtanın üstüne kentten getirdiğim renkli tebeşirle, mavi denizler, beyaz bulutlar, yelkenliler çizdim.
Dünyayı çizdim yusyuvarlak ve turuncu.
Karaları çizdim. Akarsuları, ovaları.
Bunları hiç silmeyeceğim. Düşlerine girene ve çıkmayana değin.