Nobody

Nobody
@a_mammadova
And ye shall know the truth and the truth shall make you free…. (Yuhanna 8:31-32)
BA / English Language and Literature
Azerbaijan
142 okur puanı
Ağustos 2022 tarihinde katıldı
Puan vermedi·150 syf.··
2025 19. kitabı
Aldous Huxley əsərdə şüurun sərhədlərini, onun necə genişlənə biləcəyini və bu genişlənmənin bəzən Cənnət kimi həzz, bəzən də Cəhənnəm kimi əzab gətirə biləcəyini araşdırır. Kitab yalnız psixodelik maddələrdən danışmır; o, şüurun, qavrayışın və reallıqla əlaqəmizin təməl mexanizmlərini sorğulayan bir fəlsəfi və şəxsi araşdırmadır. 1. Şüurun filtr mexanizmi və “Mind at Large” Huxley-yə görə beyin “reducing valve” – azaldıcı klapan – kimi işləyir. Bizim gündəlik gördüyümüz dünya, əslində mövcud olan reallığın kiçik, süzülmüş bir hissəsidir. Bu filtr bizi reallığın sonsuzluğundan qoruyur, çünki bütün məlumatı eyni anda qəbul etmək həyatın praktik tərəflərini mümkünsüz edərdi. Meskalin bu klapanı müvəqqəti zəiflədir və şüura “Mind at Large” adlanan daha geniş reallıq qatına keçid verir. Bu vəziyyətdə əşyalar artıq yalnız “nədir” sualına cavab vermir; onların varoluşunun öz mahiyyəti – Huxley-nin “Istigkeit” dediyi “is-ness” – açılır. 2. Cənnət və Cəhənnəm – yalnız ölüm sonrası anlayış deyil Heaven and Hell hissəsində Huxley bu iki məkanı mistik və teoloji ənənələrdən çıxarıb, indiki anın potensial vəziyyətləri kimi göstərir. Ona görə Cənnət, yalnız ölüm sonrası çatılan bir yer deyil – insanın qavrayış qapıları təmizləndikdə hər an ətrafında mövcud ola bilən bir reallıqdır. Eyni ilə Cəhənnəm də yalnız dini mifik təsvirlərlə məhdudlaşmır. O, şüurun büküldüyü, qorxu və təcrid hissinin tam hakim olduğu bir daxili vəziyyətdir. Yəni bu anlayışlar coğrafi deyil, psixoloji və qavrayış səviyyələridir. 3. Vizyoner təcrübə və incəsənət Huxley, gördüyü vizyonların incəsənətlə paralellərini qurur. Məsələn, Van Qoqun “Kreslo”su onun meskalin altında gördüyü “çox real” obyekt təcrübəsinə bənzəyir – amma yenə də, rəsm yalnız simvoldur, təcrübənin özü isə birbaşa və bədii təmsildən daha
Algı KapılarıAldous Huxley · İmge Kitabevi Yayınları · 20181,438 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·238 syf.··
2025 13. kitabı
Birinci perdede Molloy, fiziksel ve zihinsel çöküşün eşiğinde bir anti-kahramandır. Bacakları tutmayan, belirsiz bir amaçla annesini aramaya çıkan bu yaşlı adam, kaybolmuşluğun simgesidir. Anıları bulanık, zaman algısı parçalı. Düşünceler mantık örgüsüne sığmıyor, mekânlar hayaletler gibi silikleşiyor. Molloy'un yolculuğu, modern insanın anlam arayışının absürt bir metaforudur.. İkinci perdede karşımıza "düzen adamı" Jacques Moran çıkıyor. Dinî kurallarla yaşayan, her şeyi kontrol etmeye çalışan bu karakter, Molloy'u bulma görevini üstleniyor. Ancak arayış ilerledikçe Moran'ın katı kimliği paramparça oluyor: Bedeni hastalanıyor, inançları sarsılıyor, kurduğu düzen kâbusa dönüşüyor. İlginç olan, Moran'ın Molloy'a benzemeye başlamasıdır. Molloy başından beri dağılmış haldeyken, Moran'ın çözülüşü daha trajik: Sistemli bir hayatın nasıl aniden anlamsızlaşabileceğini görüyoruz. Romanın finalinde her iki karakter de aidiyetlerini, inançlarını ve hatta bedenlerini kaybediyor. Beckett, bu çöküşü şiirsel bir dille anlatıyor. Beckett, diğer eserlerinde olduğu gibi, 'hayatın anlamı yoktur ya da anlam absürddür' fikrini okuyucuya edebi bir şekilde hissettirmeye çalışır.
MolloySamuel Beckett · Cem Yayınları · 1967391 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2025 11. kitabı
Jean-Jacques Rousseau, Yalnız Gezenin Düşleri'nde insanın toplumla ve kendisiyle olan çatışmasını bir kaçış değil, gerçekliğin manifestosu olarak sunar. Rousseau, insanın doğasındaki iyiliğe inanırken toplumun onu nasıl yozlaştırdığını görmüş ve bu ikilemi yaşamının son yıllarında yeniden sorgulamıştır. Rousseau’nun trajedisi, insanı fazla derinden anlamasıydı. Ona göre toplum, yapaylığın bir aynasıdır; insanlar birbirlerini dinler gibi yapar, ancak gerçekte kimse duymaz. İtiraflar’da tüm kusurlarını ortaya serişi bile onu toplumun gözünde “suçlu” kıldı. Çünkü insanlar, dürüstlüğü bir tehdit olarak görür, beğenmezler. Anlaşılmak için çabalamak boşunadır. Ki, kabul görmek, özgürlükten vazgeçmekle eşdeğerdir. Toplumun gürültüsünden uzaklaşmak teslimiyet değil, kendi özünü koruma mücadelesiydi. Doğada geçirdiği saatlerde, insanların dayattığı rolleri bir kenara bıraktı. Bir ağacın gölgesinde otururken, bir nehrin akışını izlerken, kendini “olduğu gibi” hissetti. Doğa, ona ne bir maske taktırdı ne de yargıladı. Varoluşun en saf hâliyle yüzleşmek, ona en gerçek olanmış gibi hissettiriyordu. Rousseaun artık başkalarını ikna etmek veya savunmak için yazmıyordu. Metinler, bir hesaplaşmadan ibaretti. Yazmak, onun için kendi varlığını sorğulama yöntemiydi. Son dönemlerinde vardığı en çarpıcı içgörü, kabul arayışının bir tuzak olduğuydu. İnsanların onu anlamasını beklemek, kendi özgürlüğünü ipotek altına almaktı. Bu yüzden, unutulmayı kabullendi. Ancak bu kabullenme, bir yenilgi değil, zihnin özgürleşmesiydi. Toplumun hafızasından silinmek, onu nihayet kendi gerçekliğiyle baş başa bıraktı..
Yalnız Gezenin DüşleriJean-Jacques Rousseau · Bordo Siyah Yayınları · 20045bin okunma
Puan vermedi·117 syf.··
2025 4. kitabı
Kitap, teizm lehine (Allah'ın varlığına inanmak) birbirini destekleyen beş güçlü argüman sunuyor: Birinci Argüman: Evrenin bir başlangıcı olmasından hareketle, onun maddi olmayan, zaman ve mekân üstü bir zihin tarafından yaratılmış olması gerektiği sonucuna varılır. İkinci Argüman: Evrenin yaşam için hassas bir şekilde ayarlanmış olması, onun akıllı yaşamı ortaya çıkarmayı amaçlayan bir tasarımcısının bulunduğunu gösterir. Bu tasarımcı, aynı zamanda evrenin yaratıcısıdır. Üçüncü Argüman: Evrenin yalnızca yaşam için değil, aynı zamanda bilimsel keşif yapmaya ve teknoloji geliştirmeye elverişli olacak şekilde ayarlanmış olması, temel fiziksel sabitleri belirleyen bir tasarımcının varlığına işaret eder. Dördüncü Argüman: Matematiğin evrensel geçerliliği ile evrenin matematiksel yasalara uyumlu yapısı, onu zaman ve mekânın ötesinde, sınırsız bir bilgi ve iradeye sahip bir varlığın tasarladığı fikrini destekler. Beşinci Argüman (Aksiyolojik Argüman): Nesnel ahlakın varlığını temellendirmek için, zaman ve mekânla sınırlı olmayan, merhamet ve iyilik gibi ahlaki niteliklere sahip, insanlık için planları olan bir zihnin varlığı gereklidir. Bu varlık, diğer argümanlarda bahsedilen; evreni yaratan, akıllı yaşamı planlayan ve mutlak bilgiye sahip olan ile özdeştir. Sonuç olarak, tüm bu argümanlar, teizmin rasyonel bir dünya görüşü olduğunu ve Allah inancının mantıklı temellere dayandığını ortaya koymaktadır. Enis Doko Allah’sız Ahlak Mümkün mü?
Allah’sız Ahlak Mümkün mü?Enis Doko · İstanbul Yayınevi · 2019165 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2025 3. kitabı
Zamanın Sonunda Bir Dünya: Endgame Samuel Beckett'in Endgame’i, insan varoluşunun sıkışmışlığını ve anlamsızlığını sahneye taşıyor. Oyun, sınırlı bir mekanda, Hamm ve Clov adlı karakterlerin giderek tükenen bir dünyadaki yaşama çabalarını anlatıyor. Hikaye, fiziksel bir kıyametin ötesine geçerek, içsel bir tükenişin trajedisini anlatıyor. Beckett, klasik dramatik yapıyı tersyüz ederek bir "oyunun sonu" atmosferi yaratır. Satrançtan ödünç alınan bu kavramsal çerçeve, karakterlerin hareketlerini ve diyaloglarını kaçınılmaz bir sonun gölgesinde şekillendirir. Clov’un sürekli “gidemem” dediği o çıkışsızlık ve Hamm’ın "son bir hikâye" arayışı, varoluşun döngüsel sıkışmışlığını ironik bir şekilde yansıtır. Simgeler ve Sessizlik: Boşluğun Sanatı Beckett’in minimalist yaklaşımı, oyunun her detayında kendini hissettirir. Boş bir dünya, kör bir adam (Hamm) ve onun hareket edemeyen hizmetçisi (Clov) bize çok şey söyler. Boşluk ve sessizlik, Beckett'in bir dil ustası olarak kullandığı en etkili araçlardan biridir. Clov’un pencereye yönelip "Hiçbir şey yok!" diye haykırması, hem fiziksel hem de metafizik bir boşluğun betimlemesidir. Hamm'ın anne ve babası olan Nagg ve Nell'in çöp kutularında yaşamaları, insanın geçmişle olan bağlarını grotesk bir şekilde gözler önüne serer. Bu, sadece yaşlanmanın değil, aynı zamanda insanlık tarihinin de bir yıkıntıdan ibaret olduğu fikrini işaret eder. Komik ve Trajik Arasında: İnsanlık Halleri Beckett, mizahı trajediyle ustaca harmanlar. Clov’un mekanik hareketleri ve Hamm’ın kendini beğenmişliği, kimi anlarda güldürürken, hemen ardından insan varoluşunun hüzünlü gerçeklerini hissettirir. Oyun boyunca yinelenen absürt diyaloglar, yaşamın kendisini hem komik hem de trajik bir döngü olarak resmeder. Sonun Sonu mu? Endgame, izleyiciye veya
Oyun SonuSamuel Beckett · Mitos Boyut Yayınları · 2007351 okunma