......Acaba “çok çocuk yetiştirmemiz lazım!” diye kaloriferli odalarda, kristal yazı masalarının başında “laf ile dünyaya nizamat” verenler, bu “çok çocuk”ların halini bir gördüler mi? Ankara’nın Yenişehir tarafında sefil çocuk görülmez, çünkü Yenişehir halkının göz zevkini ve vicdan rahatını pek düşünen Ankara vilayeti, böyle çocukları oraya sokmaz, onlar yalnız Bendderesi ve Dağ Mahallesi semtlerini süslerler, oralarda dilenir, sürünür, hırsızlık ederler. Fakat İstanbul bu lüksü pek yapamıyor, İstanbul’un her yerinde bu sarı benizli, değnek gibi bacaklı, saçları uzamış yalın ayak çocukları görmek mümkün. Çeşme yalaklarında uyuyan, dilenci şebekeleri tarafından işletilen, akşamüzerleri incecik sesleriyle “En, en, en son havadis” diye bağırarak, koltuklarında yağmur yahut kardan ıslanmış birkaç gazete ile caddelerde koşuşan, vapur iskelelerinde, morarmış ellerindeki ufak mukavva kutuları uzatarak: “Yeni hayat… Hani ya, Yeni hayat!” diye yalvarıp sokulan bu zavallı çocuklara gösterdiğimiz büyük, insani alakaya dayanarak mı daha çok çocuk istiyoruz?.......