Tarihin ne garip cilvesidir ki Avrupalılann gözünde Türkler yüzyıllar boyunca barban, yani müslüman "öteki"ni simgelemiştir; şimdi de Türkler kendi "barbarlar"ını, yani önce müslümanlan, ardından Kürtleri icat ederek "medeniyet" arenasına girmeye çalışmaktadırlar.
Küreselleşme yerliliği dışladıkça, liberalizm ahlak ve kurallardan
kurtulmak anlamına geldikçe, seçkincilik topluma karşı Batıcılık olarak tanımlandıkça, bireycilik dayanışmacılığı yıktıkça, Türkiye modemizmi üreten değil tüketen, modemizmin birleştirdiği değil çözdüğü bir ülke olacaktır.
Türkiye, müslümanlığı ve modernliği harmanlayacak, Türkü ve
Kürdü birleştirecek, çevreyi ve merkezi yakınlaştıracak, sorunların
çözümünü yasakçılıkta ve otoritarizmde değil, siyasal liberalizmde
bulacak bir siyasal hareket arıyor.
Medya dünyasının artan egemenliği de, bireyciliği özgürleştirdiği ölçüde, bireyi tehdit de etmektedir. Olay yerindeki kameralar, artan dedikodu dergileri giderek özel dünyalara girmekte, cinsellik, yolsuzluk ve kan içeren haberler "sıcağı sıcağına" izlenmektedir. Birey kendini sanatın ışığında tanımaktan
ziyade, röntgencilik ve teşhirciliğin saydamlığında bulmaktadır.