Derler ki: Hakikat Çekirdekleri'nde geçen bu sözü, Bediüzzaman, dönemin Ankara hükümetinin içki yasağındaki (Men-i Müskirat Kanunu) başarısı üzerine söylemiştir: "Desâtir-i hikmet, nevâmis-i hükûmetle; kavânin-i hak, revâbıt-ı kuvvetle imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz."
Aynı dönemde Bediüzzaman Yeşilay'ın kurucuları içinde de yeralmıştır. İşgalci İngilizlerin teşvik ettiği bu kem alışkanlığı nasihatle de gidermeye çalışmıştır. Fakat nihayetinde 1. Meclis'in aldığı karar daha etkili olmuştur. Çünkü hükümetin aldığı kararın arkasında müeyyide vardır. Nasihatin müeyyidesi yoktur.
Koronayla bunu da tecrübe ettik sanıyorum. Aslında her şey bir parça imana bakıyor. İçimizdeki taşları doğru şekilde döşedikten sonra dışımızdaki en kadim alışkanlıklar bile yerinden oynatılabiliyor. Arşimed'in dünyayı zıplatmak için aradığı dayanak noktası bizde. İçimizde. Şundan birkaç ay önce kim sokakların bu hale geleceğini öngörebilirdi? Hele sokağa çıkma yasağını bizzat halkın talep eder hale geleceğini? Normalde isyan çıkarırdı böyle yasaklar. Şimdi hiç öyle bir hava yok. Hattâ uymayanları gördüğümüz zaman "Cık, cık, cık"lanıyoruz. Maske takmayanlarla kavga ediyoruz. Fazla yakınımızda duranlarla da. Bu îtikadın gücüdür. Lâkin, aman, sakın, aldanmayalım. İnsan îtikadından ibaret de değildir.
[...]
__Her ilim dalının terminolojisi aslında bir açıdan aksiyomudur. Kelimenin o ilim dalı konuşulurken/yazılırken "bundan sonra geleceği anlam" belirlenmiş olur. Lûgatçeden kopulur. Hatta bazen zıtlaşılır. "Ağacın kökü"nden bahsedilirken anlaşılanla bir "sayının kökü"nden bahsedilirken anlaşılan aynı şey değildir. Yine halk arasında kullanılan "tevatür" kelimesiyle hadîs ilminde kullanılan "tevatür" kavramının karşılıkları aynı değildir. Hatta bu ikisi neredeyse zıttırlar.