*sanki bi dilsizler ordusu yürüyordu ve yere düşen, düşerken hiç ağzını açmıyor, düşenin bedenine takılıp başkaları da düşüyor, tek kelime etmeden ayağa kalkıyor ve etraflarına bakmadan yürümeye devam ediyorlardı.
*omuzların üzerinde sallanan şey, baş değil tuhaf ve alışılmamış hem ağır hem hafif, başkasına ait ve korkunç bir küre gibi geliyordu insana zaman zaman.
*avucunun beyazlığına bakınca ölü olduğu anlaşılıyor ama sırtı canlı birininkini gibi kırmızı (...)
*emirler açık, icraat doğruydu ama birine kim olduğunu aniden soracak olsanız bulanıklaşmış beyninde sorunun yanıtını bulması zordu.
*hiçbirimiz ölümden korkmuyorduk çünkü ölümün nasıl bir şey olduğunu anlamıyorduk.
*"birisi öldü!" diye düşündüm ama yerimden doğrulmadım
*korku zaman zaman yerini yabani bir çoşkuya, korkunun coşkusuna bırakıyormuş. (...) şarkı söylüyorlarmış ve etraflarındaki her şey kandan kıpkızılmış.
*rengi sapsarı, burnu sivri, elmacıkkemikleri dışarı fırlamış, gözleri içeri çökmüş ölü gibi yatıyordu ve madalya hayal ediyordu. Yarası iltihaplanmaya başlamıştı, ateşi yüksekti ve üç gün sonra onu bir çukura, ölülerin yanına yuvarlayacaklardı oysa o yatıyor, hülyalı hülyalı gülümsüyor, madalyadan söz ediyordu.
*yüzlerce insana isabet eden şarapnel ve mermi sağanağı altında gülümsüyorduk hâlâ.
*bütün dünyaya savaş ilan edeceğim. Neşeli bir kalabalık halinde, müzikle, şarkılarla kentlere köylere gireceğiz ve geçtiğimiz yerlerde her şey kızıla kesecek, her şey dönmeye başlayacak, ateş gibi dans edecek. (...) Biz neşeli, kaygısız yiğitler sürüsü onların binalarını, onların üniversitelerini ve müzelerini, her şeyi yıkacağız; biz ateşli kahkalarla dolu neşeli çocuklar, yıkıntılarda dans edeceğiz.