Eskiden buranın güzel bir tadı vardı. Şiirler, kitaplar, romanlar okumanın bir heyecanı... Aylar önce yazdığım ve unuttuğum birkaç satıra denk gelmenin, "Vay bee çok güzelmiş" demenin bünyede bıraktığı kıpırtılı bi his vardı. Garip bir şekilde kendimi ait hissettiğim bir yerdi. Artık burada ne eski tadı bulabiliyorum ne de kendimi buraya ait hissediyorum. Şiirler, kitaplar, romanlar okumanın da pek bi heyecanı kalmadı.
İnsan bedensel ihtiyaçlarını karşılamak için değil, özündeki düşünce cevherini ortaya çıkartmak için bu dünyaya gönderilmiştir. Düşünmeyen insan var olma iddiasında bulunamaz.
Kim haklı? Hayat “Bir budalanın anlattığı, kuru gürültü ve şamata dolu ve hiçbir şey ifade etmeyen bir hikâye midir?” diyen Shakespeare mi, yoksa “Ben öyle bilirim ki yaşamak/ Berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır” diyen İsmet Özel mi?