Herkese merhaba,
Öncelikle kitabı bitirdikten sonra farketmiş olduğum "Gün Olur Asra Bedel" kitabının daha önce okunması gerçeği beni biraz üzse de Cengiz Aytmatov'u çocukluğundan beri tanıyan bir bünye olarak adını her duyduğumda heycanlanmaya devam ettiğimi farkettim. Aslında bu kitap Arif Nihat Asya'nın; Ebu Leheb ölmedi, yâ Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! dizelerinini bir kez daha hatırlattı bana. Zira Cengiz Handa olsa Stalinde olsa,Hitler de olsa tek adam yönetimlerinin, zorba iktidarların, mutlak kudreti eline aldığında ne kadar kötüleşebileceğinin kanıtları tarihin tozlu sayfalarında meraklısını bekliyor.Hiç bir insani ve ahlaki değer gözetmeksizin haklı haksız ayırt etme zahmetine girmeksizin mutlak iktidarın salt menfaatine olan her şeyin mubah olduğu, bu güce itaat etmeyenin-inanmayanın ötekileştirildiği bunun geçmiş çağlarda hapis-idam vb. şekilde yoğunluk gösterse de günümüz de toplumsal dışlanma,psikolojik ötenazi vb. şekilde zuhur ettiğini gördüğümüz bu zihniyet şekli değişse de ne yazık ki her daim kainatta var olmaya devam edeceğe benziyor.Zira sorgusuz ve mutlak bir kudreti elinde bulunduran yönetimlerin her zaman halkını "Mankurt"laştırmaya olan iştahı artarak devam edecek... Yaramı deşmiş olduğunu anladığınızı varsayarak birazda Aytmatov'un o harkülade diline değinip bu incelemeyi bitireceğim. Kitapta Cengiz Han dönemiyle KGT eliyle yönetilen Sovyet Rusyasına ait iki farklı olay ilinti halinde aktarılmış. Her ikisinde de hem Abu Talip hem de Yüzbaşı Erdenerin hayatlarının en kritik anlarına şahit olduğunuz ve her zaman ki efsane betimlemeleriyle ikisininde yaşadığı o an ki sıkıntıyı göğsünüzün üzerine tonlarca ağırlıkta bir yük gibi bırakmayı yine başarmış Aytmatov. Ne çok acı var! diye çığlık atmanıza sebep olabilecek bu satırları okurken