Dili akıcı ve 10 yılı aşkın bir süre anlatılmasına rağmen bir kez dahi sıkılmadım aksine elimden bırakamadım. Reşat Nuri'nin bu kitabından önce yalnız yaprak dökümünü okumama rağmen kendisini bu eseriyle sevgiyle hatırlayacağım. Uzunca bir zamandır hiçbir kitap beni hayatın akışından alı koyup bu kadar soyutlamamıştı ana karakterin Istanbul zamanlarında ki kişiliği, yani çalıkuşu olduğu halleri pek bana hitap etmiyordu. Ancak Feride'nin bavuluyla evden kaçışı ve ilk aldatılışından itibaren yaşadıklarını onunla beraber yaşadım okurken ve kendisini oldukça sahiplendim. Kitabın sonlarında sırf Feride'den ayrılmamak için okumak istemedim. En üzüldüğüm yerler Şeyh Yusuf'un son anları, Munise'nin ölümünde Feride'nin hastalanması (Munise ile birbirlerine can, kan, yol ortağı olmuşlardı birbirlerine çok iyi geliyorlardı) ve Kamran ve Müjgan'ın bulduğu Feride'nin son yazısı beni çok müteessir etti. Feride'nin Anadolu macerasında en huzurlu olduğu zamanın Zeyniler'de olduğu zaman diye düşünüyorum. Ikamet ettiği yerlerden en çok Zeyniler'i sevdim. Hayrullah Bey ile de birbirlerini tekrar bulmaları beni rahatlattı çünkü Feride'nin Hayrullah Bey gibi birine ihtiyacı vardı karşına çıkan her erkek ona göz koyduktan sonra Hayrullah Bey'in baba sevgisine adapte olamaması ayrı bir hüzünlü. Kamran ile on yıl kadar ayrı kalmalarına rağmen o adalardaki zamanlarının kendisine manevi mânâda yarar ve huzur kattığını düşünüyorum. Ne kadar uzun olmasa da yorucu yılların ağırlığını aldı üzerinden. Feride üç yıl boyunca devamlı olarak Anadolu'da tanıştığı kişilerle karşılaştı durdu ama ben çocukluğundan kişiler (hüseyin gibi) ile de şimdi ki zamanda karşılaşmasını beklemiştim. Romanın sonu Feride'nin başından beri beklediği sondu sevdiğine kavuştu ama ben hala Kamran'ın onu hak ettiğini