Doğuştan gelen bilginin bastırılması, tıbbın talihsiz eğilimlerinden biridir.
Aklı başında bir sistemde yalnızca riski azaltmak, Sağlığı en üst düzeye çıkarmak ve hayatta kalmayı sağlamak için gerektiğinde uygulanacak olan tıbbi müdahale, varsayılan yaklaşım haline gelmiştir.
Beyin taramaları, kan testleri, ultrason ve fetal kalp monitörleri olmadan çok önce, eski halklar rahim içi ortamın kutsallığını sezgisel olarak anladılar. Bir keresinde, British Columbia’daki bir First Nations grubunda bağımlılık hakkında konuşmuştum. Konuşmadan sonra genç bir adam yanıma gelerek “biliyor musun” dedi, “klanımızda gelenek, eğer kızgın ya da üzgünsen hamile bir kadının yanına bile gitmene izin verilmemesiydi. Sıkıntılarını bebeğine yaşatmanı istemezdik”. Bazı Afrika kabile toplumlarında, bebekler daha sonra onları dünyaya getirecek şarkılar da dahil olmak üzere, hâlâ annenin karnındayken ritüellerle karşılanırdı. Yeni evinize, dış dünyaya törenle girerken size zaten tanıdık gelen kendi melodinizi ve sözlerinizi duyduğunuzu hayal edin.
İnsan potansiyelinin açığa çıkması kendiliğinden olur fakat kaçınılmaz değildir. Hepimiz yaşlanıyoruz ama hepimiz büyümüyoruz. O halde bir çocuğu gerçekten ‘büyütmek’ o çocuğu bir insan olarak tam potansiyeline ulaştırmak demektir.