"Avam (halk) tabakasının gönlü dünyalık için kırılır, istediği bir dünyalığa kavuşamayınca mahzun olur."
Bu sözü duyunca mahzun olan ben :'). Her şeye üzülmek için fırsat arayan biriymiş gibi hissettim. Neden küçücük şeylere bile çok büyük anlamlar veriyorum, bilmiyorum. Anlam arayışını abarttım mı diye düşünüyorum bazen. Bir şeyleri çözümlemeye, derinlerde manalandırmaya çalışırken, bu durum beni andan uzaklaştırıyor, değil mi? Yaşamaya neden bu kadar mana veriyorum. Beni yaşayan bir varlık yapan ne? Bedenim, kalbim, ruhum ya da zihnim mi? Ruhum diye düşünüyorum ama ruhum bu dünyada zindanda gibi. Dar geliyor bedenim. Ruhum ne istiyor, yok olmak mı yoksa var olmak mı? Anın tadını çıkarmak neden bu kadar zor? Anın tadını çıkarmak dünyalık peşinde koşmamak gibi geliyor bana. Dünyalık isteklerin sonu gelmiyor çünkü. Zaten ne zaman bir şeyi çok istesem, onu kaybediyorum ya da ulaşamıyorum. Bu sefer de umutsuzluğa yaklaşıyorum. Vasatı, orta yolu bulmak, ifrat ve tefrit arasında gidip gelmek bir sınav.