Bu biraz Zarifoğlu okuma rehberi gibi olacak. Henüz başındayım bu rehberin. Zaman olarak da epey sürebilir süreç. Ama faydalanmak isteyene herhâlde bir şeyler katabiliriz. Haydi Bismillah...
Cahit Zarifoğlu’ndan konuşmayı pek sevmem. Nedense ben hep fazla içeriden gördüm onu. Kendim içeri girdikçe, başkasını sokmak istemedim. Ben gördükçe başkasına -kolayca- aralansın istemedim. Çünkü Zarifoğlu şiiri öyle birinin anlatmasıyla keşfedilecek bir kıta değildi. Gidip görmek, kıtaya daha önce ayak basılmışsa bile bakir topraklara yol almak, bulunan toprağı da bir güzel elemek gerekirdi. İşte Zarifoğlu da böyle. Onu karmakarışık okurken, en baştan, İşaret Çocukları’ndan başlamak istedim. Henüz kıta keşfetmeyi bırakın bu benim için bir rota oluşturmaktan fazlası değildi. Bu kadarcık bir kitap ne kadar sürede okunmuştur gününü söyleyemem. Ama söylemeliyim ki bu incecik kitap öyle bir iki saatte okudum bitti denilebilecek bir kitap değil. Makaleler, yorum okumaları, tefekkür... Henüz rotamı oluştururken ben çokça kaynaktan yararlandım. Ama onca saatimi harcadıktan sonra hâlâ buraya “okudum” diye yazasım gelmiyor. Misafir olduğum evin salonunda koltuğun üstünde bulmuşum da ev sahibi çayları doldurana kadar karıştırmışım sanki. O kadar, o kadar az... Bu yazı da “inceleme” adına pek bir şey içermeyecek açıkçası, o konuda fikir ayrılığına düşmeyelim.
Kitabı tüm bunların dışında altını çizerek okudum. Öyle kelime avcısı gibi “aşk” gördüğüm yeri karalamadım. Zarifoğlu ne anlatmakta ona takıldım, irdeledim. Şu saçma görünen satırda ne var, çok şey varmış meğer. Hele imgeler, Zarifoğlu hangi imgeyle neyi söylemiş bilmiyorum. Anlamak henüz zor, belki binlerce anlam çıkarıldı ve henüz bulan yok, belki birkaçı... Zarifoğlu okumanın ilk şartı herhâlde bu olacak. Doğrusunu anlamak için çok