Bir dilin kalbi nerededir? Tarihsel süreçte kayda geçirilmiş metinlerinde midir? O dili konuşanların dünyaya bakışlarında, evreni kavrayışlarında mıdır?
Kitabın adı bağlamında kalbin, bir eğretileme olduğu söylenebilir. Macit Şayin, Türkçenin köküne doğru bir yolculuğa çıkmış. Söz konusu Türkçe olduğunda kökün, pek tabii kalp olduğu, yürek olduğu da söylenebilir. Us, ög ya da akıl dururken, kök niçin gönülde aranır? Yanıtları kitapta. Mezkur yanıtları okurken, bir yandan Türkçeyi Sami ailesinden, Hint-Avrupa'dan ayıran unsurlara dair düşünmenizi sağlıyor Şayin. Bu yolculuğu uçmaya benzetiyorum. İrtifayı arttırıp Türkçeye -ve dolayısıyla aleme- daha bütüncül bakabilmek için semantik ve etimolojiden yararlanmış. Kaynakçası zenginse de, kitabın denemelerden oluştuğunu belirteyim. Akademik bir çalışma olmaması, Şayin'in uçuşunu kolaylaştırmış.
Bu kök yönelişli yolculukta uğradığı belirgin dallar olmuş. Veya damarlar demeli, kitabın adını göz önünde bulundurunca. İlki, doğaldır ki bengütaşlar. "Kök" ve "gönül" sözcüklerinin kö- kökünü ve bu kökten türetilen sözcükleri taşlarda gözlemleyebildiğimiz için bu doğallığın niteliğini kavrayabiliriz. Devamında, Balasagun'lu Yusuf, Kaşgar'lı Mahmut, Türkistan'lı Ahmet'ı görüyoruz. Ve Yunus, Yunus, Yunus. Bolca Yunus. Rumlu Eşrefoğlu. Pir Sultan. Mısırlı Niyazi. Töreliler, tekke, dergah sakinleri, baş kaldıranlar, divanlara kurulanlar. Yani; kağanlar, teginler, beğler, ozanlar, abdallar, aşıklar, veliler ve hatta modern şairler. Şayin konduğu dalların her biriyle söyleşmiş. Her bir dala, köküyle illiyetinin, ilişkisinin niteliklerini ve niceliklerini sormuş. Yani diğer bir deyişle, okuduğu metinlerin anlamlarını çağırmış. Bazı pasajlarda, okumanın edilgen değil, etken bir eylem olduğunun altını çizmiş zaten. Bu etkinliğe