Maksim Gorki'nin okuduğum ilk kitabı. Yazar hakkında hiçbir fikrim yoktu direkt bu kitapla onunla tanıştım.
Kısaca şöyle,
Kitabın genel olarak konusu fabrikalardaki işçilerin veya başka bir deyişle işçi sınıfının
üst yönetim tarafından haksızlığa uğramalarını, emeklerinin karşılıklarını alamamalarını ve sonunda bir kişinin farkındalığı ile etrafında oluşturduğu topluluğun okuyup, araştırıp daha fazla bilgi edinip bunları kendi aralarında tartışarak bir ayaklanmaya girişmelerini aşama aşama işlemiş Gorki.
Pavel'in Annesi' (Ana) nin de bu gelişen olaylar karışında oğluna sürekli destek olması, onun yanında durması oğlunun gerçeğin ve adaletin peşinde koşarken her şeyi göze alışını görmesiyle beraber onun adına sürekli endişelenirken aynı zamanda gurur duymasıyla, Ana'ın çektiği zorlukları anlatarak devam ediyor kitap.
İşte böyle Oğuzcuğum Atay.
Milyon kez kelimelerini okudum.
Hatta aynı hisle bile okumuş olabilirim.
Selim'i anlattın, ben Selim Işık oldum. Turgut oldum. Olric'e çok kızdım. Günseli'ye aşık bile olacaktım. Hatta onu tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırmışım gibi hissettim. Onu öfkeme layık bulmadığım da oldu, rahatsız ederim korkusuyla kapısının önünde saatlerce beklediğim de.
Velhasıl bir gün denk gelmekten korktuğum kitabını satın almıştım.(Tutunamayanlar)
Ve ben bu kadar ucuza; kendime, hüznü de mutluluğu da öfkeyi de kararsızlığı da aşkı da nefreti de satın almıştım.
Şimdi anlıyorsun değil mi neden gitmek istediğimi? Anlasan da geciktin biraz. Ben anlıyor musun dedikten sonra anlamak, ya da ben söylemeden önce anlasan da, anlamak diye bir meselenin varlığı...