Osmanlı ordusunun arkasında bıraktıklarının içinde yüzlerce çuval kahve de bulunuyordu. Türk ordugahında casus olarak dolaşıp, çeşitli söylentiler çıkaran ve Viyana'nın dışarıdaki kuvvetlerle irtibatını temin eden Leh asıllı Koltschitzky, yaptığı hizmetler karşılığında mükafat olarak bu kahve çuballarını almıştı. Bunlarla Viyana'nın ilk kahvehanesi olan Mavi Şişe'yi kurdu.
Kahvenin Avrupa'ya yayılması Osmanlı ordusundan kalan bu kahveler ile oldu. Kahve o zaman kadar sadece Türkler'e, dolayısıyla Avrupa'nın gözünde "şeytan" kabul edilen bir millete mahsustu. Dindar Hristiyanlar kahveden uzak duruyorlardı. Kahve, papalar sayesinde rağbet gördü. Papa VIII. Clement, bir iddiaya göre de Üçüncü Vincent kahveyi tattı, hoşuna gidince de "Böylesine lezzetli bir içeceğin sadece kafirlere, yani Müslümanlar'a ait sayılması utanç verici bir iştir" dedi ve kahve böylece Hristiyanlar için de "helal" oldu.
Avrupa işte bu sayede ilk defa kahveyle tanışmıştı. Ama kahvenin tadı oldukça sertti, yumuşatılması gerekirdi. Rivayete göre bu işi de Papaz Marco di Aviano yaptı. Çekilip kaynatılmış kahveye süt ile bal ilave etti. Avrupa, bu şekilde hazırlanan kahveyi Viyana'nın kurtarıcısı kabul edilen Marco'ya olan saygıdan dolayı Marco'nun bağlı bulunduğu "Capuchin" mezhebinin ismiyle anmaya başladı ve "cappucino" demeye başladı.