Alif/Geç geldin ey sevgili

anası "Sana yolluk getirdim." diye uzatmış, "Aha gitmeye idin, kalaydun buracıkta. İstanbul'da ne işin vardı..." diye ağlamıştı. Elinde küçük cam feneriyle yanında ortanca kardeşi Ahmet vardı. Sarı, cılız yüzünde mavi gözleri garip bir neşe ile daima gülen bir çocuk... Sabri sonradan erkek kardeşinin de öldüğü haberini almıştı. Bütün bunlar gelip geçmiş şeylerdi. Sabri onları çoktan unutmuştu. Garip, kökünden ayrılmış hayatında zaten üzerlerinde durmamıştı... Fakat şimdi, bu sıcak bahar kokulu memlekette, bu eşraf konağında, kendisini tanımayan babası, nerdeyse bir köşede eline iki mecidiye sıkıştırmağa kalkacak kadar kendisine yukardan, kibirle bakan üvey kardeşinin yanında, onları ilk defa hatırlıyordu, ilk defa anasının hayatındaki sefaleti, acıyı, kardeşinin veremle kemirilmiş yüzünü olduğu gibi görüyordu. Bugün kendisini bu kadar kuvvetle ziyaret için bu hayaller nerede gizlenmişlerdi? Neden bu eve gelinceye kadar onlardan habersiz yaşamıştı? Nasıl olmuş da onları o zamana kadar görememiş, üzerlerinde hiç düşünmemişti. Fakat şimdi bu hayallerin böyle birdenbire hafi-zasından fışkırmasıyla yalnız etrafını değil, belki bütün hayatını başka bir ışık altında görüyordu. Bu ışık altında, o zamana kadar hiç tatmadığı sevgiye, merhamete doğuyor, görmediği ufuklara kavuşuyordu. Bu yeniden, doğma gibi bir şeydi. Sanki çırçıplak bir vücut, sıcak ve besleyici aydınlığın ocağına atılmış gibiydi. Ruhu, içinde kendisi için bütün bir dünya kurulmuş gibi zen-ginleşmişti. Bununla beraber, her doğuş gibi, bu da zahmetliydi. Sevginin, merhametin eşiğini atlayanlar, ıstırabın gömleğini de kendiliğinden giyinirler. Acımak, söylendiği kadar kolay bir şey değildi. İnsanın her tattığı şey, içinde bir bıçak gibi çalışıyordu. İşte annesi, kardeşi Ahmet onun için de böyle olmuştu. İşin
Sayfa 83 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sabri Hoca, bütün ömrünce kimseyi sevmemiş insanlardandı. İnsanlardan aldıklarını olduğu gibi geri vermişti. Çocukluğu onun içinde şefkat ağacının yer etmesine imkân vermemişti. Anası ona, kendisini bırakıp giden adamın çocuğu gözüyle bir ihanetin canlı hatırası gibi bakmıştı. Onun için anasını da sevmezdi. Fakat şimdi bu gururlu, dimdik ihtiyarın, ana ile
Sayfa 81 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
İnsan
yakınından geçen ölümün onu bir tarafından yıktığı her hâlinden anlaşılıyordu. Fakat çok dindar bir tevekkül içinde, acısını saklamağa çalışıyordu. Sabri Hoca, otuz sene önce doğ muş olanı hiç hatırlamadan, iki hafta önce ölen için ağlayan bu adama bir nevi şaşkınlıkla bakıyordu. Babasının her hangi bir evlât ölümü için ağlayacak cinsten bir insan olacağını hiç zannetmemişti. O yarı eşkıya, yarı mütegallibe, kendi nefsine düşkün, insan tarafı çok az, garip bir mahlúkla karşılaşacağını sanmış, hatta böylesi bir mahlûku görmek fırsatını kaçırmamak için oraya kadar gelmişti. Halbuki daha ikinci gecesinde kendi-sine ölen oğlundan, gençliğinden bahseden bu adamın o kadar yumuşak tarafları vardı ki... Üvey annesi öleli yedi sekiz sene olmuştu, ihtiyar adam, oğlundan bahsederken, ölen karısını da beraberce hatırlıyor, ömrünün bulunduğu merhalesinde ölümü çok başka bir gözle gördüğünü anlatan bir yığın doku-naklı şeyler söylüyordu. Sabri onunla konuşurken, "Acaba kim olduğumu söylesem memnun olur mu?" diye düşünüyordu. Belki de bir başka evlâdının meydana çıkması onu sevindirir, hatta ona bir nevi teselli getirirdi... Her akşam, kendisine ayrılan mükellef selâmlık odasındaki yatağa, işlemeleri yüzünü yırtmasın diye bir tarafa attığı yastı-ğın yerine yorganın bir ucunu başının altına kıvırıp yatarken, "Yarın sabah kendimi onlara anlatırım." diye karar verir, fakat sabah olur olmaz, cerre çıkmış softa sıfatıyla kendisine hürmet eden, sofralarında yer ayıran bu insanları, hele öteki anasını ve kendini hatırlamadan ölen karısına, oğluna ağlayan bu ihti-yarı, onların kendi içinde geçen şeylerden habersiz hâllerini görünce bundan vazgeçerdi. Sabri Hoca, bütün ömrünce kimseyi sevmemiş insanlardandı. İnsanlardan aldıklarını olduğu gibi geri vermişti. Çocukluğu onun içinde şefkat
Sayfa 81 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
Alıntı
Türkünün "girebilsen şu sinemde neler var, gülüp oynadığım ele karşıdır" dediği.
İnsan ve Duygular
Fakat dostu bu nasihatlere gülmüş, ona Suavi'nin becerikliliğinden, devlet ricalinden birçoklarının kendileriyle beraber olduğundan, İngiliz müzaheretinden uzun uzadıya bahsetmişti. Bir bölük askerle dağıtırlar sizi... Alimallah bir bölük asker de istemez. İngiliz müzaheretine gelince, o da ayrı bir iş. Belki Suavi dediğiniz adam, Bahçekapı'daki gözlükçüden vaat almıştır. İşin kötüsü, makam hırsınız yüzünden memleketteki bir-liği bozuyorsunuz. Düşünün bir kere: Bu İngiliz müzahereti doğruysa, üstelik işte yabancı bir memleket politikasına alet olmak da var. Bu sözler üzerine Bağdatlı Süleyman Bey, hocaya korkaklığı yüzünden hem memlekete hizmet etmek, hem de ayağına kadar gelen fırsattan faydalanmak istemediğini söyledi. Bunun üzerine Sabri Hoca: - Ben korkak değilim, akıllıyım. Fakat mademki sen bu sözü söy-ledin, yarın istediğin yerde hazırım, diyerek münakaşayı kesti. Ertesi gün Sabri Hoca, şuradan buradan çarçabuk tedarik ettiği Rumeli muhaciri kıyafetiyle kararlaşan saatte Mecidiye Camii önünde arkadaşıyla buluştu. Kendisine Kırık Kulak lakabını kazandıran kavga gününden beri yatağının altından eksik etmediği saldırmasını şalvarına sarkıtmış, eline de kalınca bir değnek almıştı. Fakat mecbur olmadıkça bunların hiçbirini kullanmak niyetinde değildi. Muvaffakiyetinden şüphe ettiği kadar da lüzumsuz bulduğu bu vak'anın ancak tehlikesini paylaşmağa karar vermişti. Yoksa, teşebbüse insan kanı dökerek katılacak derecede onu benimsememişti. O, buraya sadece inadı yüzünden, biraz da çocukluğundan beri içinden bir dev gibi kendisini iten hareket ihtiyacıyla gelmişti. Kendilerini hareketin ifritine bıraktıkları zamanlar mesut olan insanlardandı. Onun içindir ki son derecede tetikte durmaya, postunu ele vermemeye karar vermişti. Çırağan Sarayı'na
Sayfa 79 - Dergah 29.baskı nisan 2022·Kitabı okudu
Edebiyat