İnsan, toplumdan dışlanmış bir biçimde yaşamaya zorlanıyor, sağlıklı kişiler için bile daha motorize bir hale gelen yerleşik trafik sisteminin bir köşesine itiliyor. Bisikletçiler eziliyor; bizler sessiz azınlığız, avlanma alanlarımız giderek azalıyor, bize dar gelen bir kalıba sokulmaya çalışılıyoruz; kendi dilimizi konuşmamıza izin verilmiyor, yeraltında yaşamaya itiliyoruz. Ama kendinizi hazırlayın, çünkü mantıksızlık ortada; bisikletçilerin artan öfkesi ve saldırganlığı kimseyi şaşırtmasın. Bir gün, bisikletçi olmayanlar şişkoluktan arabalarına zar zor inip binerken, bizler onları bütün gücümüzle geri püskürteceğiz.
Toplumun genelinin aşırı ölçüde pinti olduğunu düşünüyorum. Birbirimize nasıl değer verebileceğimizi düşünmeye fırsat bulamadığımızdan çok kısa süreliğine bir araya geliyoruz. Günde üç kere, yemek vakitlerinde toplanıyor ve küflenmiş peynir haline gelmiş olan yakınlarımızın bir kez daha tadına bakıyoruz. Anlaşmazlıklara yer verip birbirimize savaş açmamak ve bu sık buluşmaları tahammül edilir kılmak için de görgü ve nezaket kuralları belirliyoruz. Postanede, kilisede ve şöminenin başında toplanıyoruz, dip dibe yaşıyor, birbirimizin önünü kesiyor, birbirimize takılıp tökezliyor ve bu yüzden tanıdığımız insanlara duyduğumuz saygıyı zamanla yitiriyoruz. Aslına bakılırsa ben tüm önemli ve içten iletişimimiz için daha az bir araya gelmenin fazlasıyla yeterli olacağına inanıyorum.