ayça yılmazer

ayça yılmazer
@abeklan
https://1000kitap.com/bidunyakitapgrubu1 instagram.com/bidunyakitapgrubu
hekim
üniversite
İstanbul
57 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
Christopher Middleton
İSTANBUL’DA TAŞ ANIT Ölü adam bir karpuzu gösteriyor Karpuzdan koca bir dilim ısırılmış Adam, elinde toprak bir kâse, aslında Karpuzu değil, çıplak sakiyi gösteriyor Ve konuşmak istermiş gibi sakalını oynatıyor Oysa kâse taştan yapılmış Adamın baktığı karpuz da taş Pekâlâ üç çeyrek bir ay da olabilir bu Günün ya da gecenin saatini gösteren Adamın ömrünün hangi köşesinde öldüğünü Ne bir köşe ne de bir kırışıklık sakide Gene de sizi ürpertmek için biri parlatmış elini kolunu Her an daldırabilir elindeki testiyi O büyük taştan şarap küpüne Ve dimdik bir kadın elinde bir mısır koçanı tutuyor Taştan karpuz dilimi ayı gösteren adamın arkasında Sağ elini siper ediyor mısır koçanı üstündeki taştan havaya Usulca korumak ister gibi elinde tuttuğu şeyi Ya da taş onu iğ eğirirken öyle yakalamış sanki Demek ki mısır koçanı değil bir iğmiş elinde tuttuğu Lüferler hâlâ kaynaşırken bu Haliç’te Bir tazı kuyruğunu sallıyor ölü adamın yatağı altında Öyle karşılamak istermiş gibi evine dönen sahibini Diyelim, artık gölgeler aşınıyor, dedi adam Oysa bir parçam asılı kaldı benim iğ durmuş olsa da Yalnız köpek görmüş adamın isteksizlikten bitkinliğini Bilinen taş nesneyi ve karpuz biçimindeki ayı
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İSPANYA MEKTUBU (Margot Heinemann’a) Kalpsiz dünyanın kalbi, Sevdiğim, senin kaygın İçimde taşıdığım acı, Günümü karartan gölge. Rüzgâr çıkıyor akşamüstü, Belli ki güz yaklaşıyor, İçimde seni yitirme korkusu, İçimde bu korkunun korkusu. Huesca’ya bir mil kala, Onurumuzun son siperinde, Sevdiğim, bil ki seni Taşıyorum can evimde. Kem talih gücümü tüketir de Yıkarsa beni toprağa, Beni olanca iyiliğinle an, Sevdiğim, ne olur unutma. John Cornford
Şiir
Ancak fen bilimlerinde ya da müzik, resim ve mimaride du­rum nasıl olursa olsun, göstermeye çalıştığım üzere, düşünce öz­gürlüğünün ortadan kalktığı yerde yazının ölüme mahkum ol­duğu kesindir. Yalnızca totaliter bir yapı edinen ülkelerde yazın ölüme mahkum olmakla kalmaz; aynı zamanda, totaliter bir dün­ ya görüşünü benimseyen, zulüm ve hakikatin tahrif edilmesi için bahaneler üreten yazar da, bir yazar olarak kendini yok eder. Bu durumun çıkışı yoktur. Ne "bireycilik" ve "fildişi kule"ye karşı nutuklar ne de "gerçek bireyselliğe ancak toplumla özdeşleşerek ulaşılabilir" sonucuna varan göstermelik klişeler satılık bir aklın bozulmuş bir akıl olduğu gerçeğinin üzerini örtebilir. Bir nokta­ da kendiliğindenlik devreye girmediği sürece yazınsal yaratıcılık imkansızdır ve dilin kendisi kaskatı kesilir.
SSCB büyük ve hızlı gelişen bir ülke ve bilim emekçilerine şiddetle ihtiyacı var; dolayısıyla onlara karşı cömert davranıyor. Bilim insanları, psikoloji gibi tehlikeli konulardan uzak dur­dukları sürece ayrıcalıklı konumdalar. Diğer yandan yazarlara acımasızca zulmediliyor. İlya Ehrenburg ve Alexei Tolstoy gibi iktidarın fahişesi olan yazarlara büyük paralar ödendiği doğru; ancak yazar için değerli olan yegane şey -ifade özgürlüğü- elin­den alınıyor
Sayfa 42·Kitabı okudu
Bir yazar, en sıkı diktatörlükte bile kendi aklının içinde özgür ka­lıp aykırı fikirlerini yetkililerin anlayamayacağı şekilde damıtıp tanınmaz hale getiremez mi? Ve zaten yazar egemen ortodoksi ile aynı fikirdeyse neden hareket alanı kısıtlansın ki? Temel görüş çatışmalarının ve sanatçı ile hedef kitlesi arasında keskin bir ayrı­mın olmadığı toplumlarda yazının ya da tüm sanat dallarının di­ ğer her yerden daha çok gelişmesi gerekmez mi? İnsan, her yaza­ rın bir asi, hatta özel bir insan olduğunu farz etınek zorunda mı?