Demek ki, bu dünya, ancak o dünya ile anlamlanıyor, ebedi hayatla anlamlanıyor. Bunun da temeli yine 'diriliş' oluyor. Çünkü: eğer dirilmeyeceksek, eğer öbür dünyaya doğmayacaksak, o zaman bütün bunlar anlamını yitirir.
Çağdaş toplum bireysel olmayan eşitlik fikrini öğütleyip yaymakta. Çünkü sürtüşüp pürüz çıkarmadan kalabalık topluluk içinde çalışabilecek, birbirinin eşi, çekirdek insanlara gereksinim duyuyor toplum. Bu insanların hepsi, verilen emirlere uymaktadırlar ama yine hepsi kendi isteklerini yaptıklarına inandırılmışlardır. Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması bir gereklilikse sosyal süreçte de insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve bu işe <<eşitlik>> denmektedir.
Din öğrettiğin zaman, insanlar o dini yaşadıkça sana sevap geliyor. Kötülük öğreten için de böyledir. Kötülüğe sebep olanın, bir melaneti ilk defa bir köye sokanın da o melanet orada işlendikçe defterine yazılıyor. Sen öldün gittin, mezarda kemiklerin çürüdü ama melekler sana o vebali hâlâ yazıyorlar. Çünkü senin açtığın çığır, kötü bir şekilde devam ediyor. Bir cami açmak da böyle, gençlerin harap olduğu bir oyun merkezi açmak da böyledir. Hayra delalet etmek; kıyamete kadar hayırdır.