Bu kitabın son 50 sayfasına kadar insanların nasıl da bu kitabı öve öve göklere çıkardıklarına şaşıp duruyordum. Son 50 sayfasından bahsedeceğim ancak öncelikle kitabın o noktaya gelene kadar beni ne kadar sinir ettiğini anlatmak istiyorum.
En büyük karakterler gazeteci kız (GK) ve anlatıcımız Ahmet, ikisi de birbirinden beter.
GK başlı başına orta yaşlıların yarattığı bir genç kadın karikatürü. Hepsi birbirinden basmakalıp çelişkilerle dolu; çocuk gibi ama aynı zamanda arzulanan bir kadın, hem bir gazeteci ve zamanını internette geçiriyor hem de naif ve cahil. İki lafından biri Ahmet’e şaşırıp “çok garipsiniz” demek. İnternet çağındaki bir gencin Ahmet’in anlattığı en basit şeylere bile ufku açılmış, dünyası allak bullak olmuş gibi tepki vermesi güldürdü ve yaşlıca bir erkeğin fantezisini okuyormuşum gibi hissettirdi. Mesela kitabın ana temalarından birisi ‘aşk en tehlikeli duygudur’. GK’nin buna ‘kafası karışıyor’, Ahmet uzun uzun edebiyattan örnek verince ‘hmm gazetede aşk cinayeti haberleri çok çıkıyor galiba haklısın’ diyor. O ana kadar beyninden hiç düşünce geçmedi mi diye kitaba bağırmak istedim. Anna Karenina’yı, Binbir Gece Masalları’nı bile duymamış.
Ahmet de kendisini en ilginç kişi sanan, kitap okuduğu için başkalarını hor gören, muhtemelen zevkle kendi osuruğunu koklayan biri. Bu özellikleri ne kadar kasıtlı ne kadar yazarın bilge karakter oluşturma çabası bilmiyorum. Gençlere hissettiği küçümseyiciliği ve kadınlara hissettiği cinsiyetçiliğini hem GK’nın yazılış biçiminde hem de GK’yla etkileşimlerinde okuyoruz. Özellikle GK’ya bilgiç bilgiç beyninin ve hormonlarının onu bir bebek yapmak için erkek arayışına sürüklediğini açıklamasını okurken kusacak gibi oldum. (Hele GK’nın buna cevap olarak “ama her kadın çocuk ister” diye kendisini savunması…) Ama