pelin

Su gibi, deniz gibiydi. Gönlündeki duygular, gözlerinin değişen renkleri gibiydi. Onları kovalayıp yakalayamazdım. Rengin biri uyanıp yanarken, nasıl değiştiğinin farkına varmadan -gözüm gö ünde- başka bir rengin kayıp gelmiş olduğunu görürdüm. Yalnız öfkesi tam öfkeydi. Acaba öfkelendi mi öfkelenmedi mi denecek yeri yoktu. Gözlerinin koyu yeşili arasında sarı kıvılcımlar uçuşur, rüzgâr esmiş, gözlerini tutuşturmuş ve onlara alevler saçtırmaya koyulmuş gibi olurdu.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir yerde de eski bir Yunan yıkıntısının, yüzyılların rüyasına dalgın, güneşte uyumakta olduğunu görmüştük. Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerde kalmış bu taşlara yüzyıllar mı sinmişti ne? Onlarda ancak zamanın, gelmiş geçmiş şeylere verebileceği bir yücelik ve güzellik vardı. Ben o zaman çocuktum, insanları yaşlarına göre hep babalarım, analarım, kardeşlerim sayardım. Kendimi de dünyada bir sığıntı, bir çile çekici değil, beklenen bir konuk, dünyayı da cennet sanırdım. Gördüklerimi aç bir süngerin suyu içtiği gibi, hep içime çektim.

pelin

, bir kitap okudu
8/10
·196 syf.·
4 günde okudu
·
2025 7. kitabı
Mitch Albom
8.3/10 · 304 okunma
One July evening, they found themselves walking by the ocean, eating grape popsicles, their bare feet sinking in the wet sand. They looked around and realized they were the oldest people on the beach. Marguerite said something about the bikini bathing suits the young girls were wearing and how she would never have the nerve to wear such a thing. Eddie said the girls were lucky, because if she did the men would not look at anyone else. And even though by this point Marguerite was in her mid-40s and her hips had thickened and a web of small lines had formed around her eyes, she thanked Eddie gratefully and looked at his crooked nose and wide jaw. The waters of their love fell again from above and soaked them as surely as the sea that gathered at their feet.