mekke medine aşkıyla yanıp tutuşan bir arkadaşım "ben gidemiyorum bari sen git" diye hacca gitmem için çok ısrar etti, cesaret verdi. ben de şartları zorladım, bir yolunu buldum ve gittim elhamdülillah.. medine'deyken arkadaşımı aradığımda çok ağladı, hasretini dile getirdi, benim de içim yandı. o haldeyken mescid-i nebevi'ye gittim. gittiğimde, orada bulunan yaşayan sadatlardan heybet, vekâr ve âşk sahibi bir zâtın yanına oturmak için müsaâde istedim, arkadaşımın hasretini anlattım, kendisine duâ istedim. mübârek dinledi, dinledi, bir süre sessiz kaldı anlatmaya başladı. gençliğimde ben de öyleydim. mekke medine âşkı ile yanıp tutuşuyordum fakat gitmeye de bir çare bulamıyordum. resimlere, krokilere bakıyordum, mübârek beldelerin bütün cadde sokaklarını ezberlemiştim. bütün mahalleler, bütün oteller aklımdaydı, hayalimde hep oraları dolaşıyordum. gizli gizli ağlıyordum, gece olduğunda evde duramıyordum, dağlara çıkıp kurda kuşa sesleniyordum. kışın bile soğuk su içiyordum, o da kandırmıyordu.. ahhh bir görseydim. hazret-i resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ın , ashâbının gezdiği yerleri gezseydim o'nun değdiği tozlar üzerime değseydi. o topraklarda güneş o'nu yaktığı gibi beni de yaksaydı, o'nun ravzasında o'na selâm verseydim. gözyaşlarımı o'nun cennet bahçesindeki halılara akıtsaydım. cennet-ül bâki'deki ashâba selam verip "Allâh sizden râzı olsun, bize ne güzel bir miras bıraktınız" diyebilseydim. sonra Allâhû teâlâ bana buranın kapılarını açtı elhamdülillah. ilk geldiğim seneler hiç araç kullanmadım, karış karış her tarafını gezdim ve defalarca da gelmek nâsip oldu, elhamdülillah yine buradayım vuslât çok hoş, buyurdular. sonra bir miktar tefekkür edip, acaba o hâlim mi iyiydi, bu hâlim mi iyidir karar veremiyorum, buyurdular. Allâhû teâlâ ayeti kerime'de "her şey