8/10
·275 syf.··
2026 64. kitabı
Şeker Portakalı bittiğinde hepimizin içinde bir şeyler kırılıyor ya, işte tam o kırılan yeri biraz olsun onarır mıyım acaba diye elime almıştım Güneşi Uyandıralım’ı. Ama Vasconcelos bu kez çok daha sessiz, böyle derinden bir yerden sızlattı içimi. Zezé artık o bildiğimiz, avucumuzun içi gibi sevdiğimiz küçük çocuk değil çünkü; yavaş yavaş ergenliğin o ne yapacağını bilemeyen, o gri ve biraz da yabancı dünyasına adım atıyor. Yeni hayatındaki o zengin ama buz gibi ev, oradaki o yalnızlığı gerçekten çok fena hissettiriyor insana. Eski mahallesinin o yoksul ama bir şekilde canlı, samimi havasından sonra, bu yeni yerdeki katı kuralların içinde Zezé’nin ne kadar eğreti durduğunu görmek insanı çok üzüyor. Minguinho yok artık biliyorsunuz, onun yerine kalbine yerleşen bir Kurbağa Adam var. Bir de sinemada bulduğu, o hiç görmediği baba şefkatini aradığı Maurice Chevalier... İnsanın içi gidiyor o tutunma çabasını okurken. Aslında hayal gücü bu sefer sadece bir oyun değil de, sanki hayatta kalmak için sığındığı tek liman gibi. Zezé’nin o ergenlik asiliğinin altında, aslında kimselere gösteremediği o çok saf şefkat ihtiyacı var ya... Sanırım beni bu kitapta en derinden yakalayan yer tam olarak burasıydı. Büyük büyük olaylardan ziyade, işin tamamen o yalın, insani kısmı sarstı beni. Herkes onu haylaz ya da uyumsuz sanırken, onun sadece anlaşılmak ve bir yere ait olmak için çırpınması o kadar tanıdık ki... Büyümek zaten biraz da bir şeyleri kaybetmeyi öğrenmek demek ama Zezé ile büyümek, o kayıpların içinde bile insanın kendi içindeki o son ışığı, yani o güneşi bir şekilde uyandırması gerektiğini hatırlatıyor. Kitabın sonlarına doğru, o çocuksu hayaller yavaş yavaş hayatın gerçeklerine teslim olurken sanki ben de Zezé’yle beraber bir şeyleri geride bıraktım, öyle hissettim.
1000Kitap
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,8bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 42. kitabı
Hem acayip sinir edici hem de merakla sabaha kadar okunacak bir kitap olmayı nasıl başardın! Küçük bir kız çocuğunun kaçırılma haberi ile başlıyoruz kitaba. Sonra yıllardır kendi hallerinde yaşadıklarını bildiğimiz Glen ve Jean çiftimizi tanıyoruz. Bu küçük kızı isen Glen'in kaçırıldığından şüpheleniliyor! Tabii sonuna kadar inkar ediyor Glen bunu. Fakat böyle bir durumda karısı ne yapıyor dersiniz? Bence çoğu kişi o şüphe bile yeter deyip pılısını pırtısını toplayıp gider, ama Jean duruyor! Ve kocasına destek oluyor. Bu beni çok sinirlendirdi. Nasıl ya dedim! Ama o inatla orada durdu. Derken bir gün Glen bir kazada ölüyor. İşteee olayımız burada kopuyor Glensiz ve savunmasız kalan Jean iyice radara giriyor. Gazeteciler polisler hep onunla konuşmak istiyor. Büyük bir merak konusu, acaba Jean şimdi neler anlatacak! Tüm hikaye acaba Jean da bir mağdur mu yoksa baştan beri olayı planlayan kendisi olabilir mi gerilimiyle geçiyor... Okuyun.
DulFiona Barton · Pegasus · 2016495 okunma
Reklam
10/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarım bomba gibi bir kitapla karşınızdayım. Bu serinin ilk kitabını çok sevmiştim ama itiraf etmeliyim ki Beş Duyunun Kasabı beni çok daha sert çarptı. Benim için şimdiden 2026'nın en gerilim dolu kitaplarından biri oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren üzerime çöken o karanlık atmosfer, kitabın sonuna kadar peşimi bırakmadı. Hatta bazı bölümlerde öyle gerildim ki kitabı okurken parmaklarımın uyuştuğunu, tüm vücuduma ağrılar girdiğini hissettim. Hikâye, adli tıp uzmanı Soner'in Kara Dere Köyü'ndeki korkunç bir cinayet vakasına gitmesiyle başlıyor. Karşılaştığı manzara ise sıradan bir cinayetin çok ötesinde. Kurban ölmeden önce akıl almaz işkenceler görmüş, beş duyusu sistematik şekilde yok edilmiş ve göğsüne spiral şeklinde yara işlenmiş. Üstelik olay yerindeki gizemli semboller olayın sadece bir cinayet olmadığını hissettiriyor. İlk başta bir intikam hikâyesi gibi görünen olaylar ilerledikçe çok daha karmaşık ve rahatsız edici bir hâl alıyor. Acaba ilk kitaptaki Kırmızı Ritüel ile bağlantısı var mı sorularını getiriyor akla. Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey ise bazı mesleklerin insan ruhuna yüklediği ağırlık oldu. Soner ve savcı Volkan'ın hayatları normal olmaktan çok uzak. Sürekli ölümle, vahşetle ve insanın en karanlık yönleriyle yüzleşmek zorundalar. Özellikle Soner'in her gece aynı saatte kabuslarla uyanması, yaşadığı psikolojik yıpranmayı çok güçlü şekilde hissettirdi. İlk kitaptan hatırladığımız bu durumun hâlâ devam etmesi karaktere ayrı bir gerçeklik katmış. Yazar temposunu bir an bile düşürmüyor. Sürekli bir zamanla yarış hissi var ve her yeni ipucu sizi daha da büyük bir bilinmezin içine çekiyor. Ancak hassas okuyucular için küçük bir uyarı yapmak isterim; kitapta otopsi sahneleri, işkence detayları ve oldukça rahatsız edici suç
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202615 okunma
Ah Simon Vah Domuzcuk..
Puan vermedi·262 syf.··
2026 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 15:05
Kitap ilk başta merak uyandıran hikâyenin çekici olmasıyla başladı. Ortalara doğru biraz yavaşladı ama sonlara doğru bambaşka bir hâl aldı. Ralph, Domuzcuk, Simon, İkizler, Jack, Roger ve diğerleri. Aslında hepsi hayattan bir sembol ve bu semboller hikâye üzerinden bizlere inanılmaz güzellikte aktarılmış. Deniz kabuğu ise aslında demokrasinin, adaletin en üst düzeyde olması gerektiğinin bir anlatısı.. Sonu beklediğim gibi olsa da, son 50 sayfaya gelince bir acaba dedirtti. :) Üzüldüklerimiz ve sinirlendiklerimizle güzel bir eserdi.
Alıntı
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2018 123. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2018 00:00
Sen Mahir, yarısı yanık yüzüne insanların yolda dönüp dönüp baktığı, kısacık kapkara kolları, kısacık kapkara bacakları, ufacık kafası, çirkin, yamuk yumuk dişleri olan, babasız sabahların ustası sen Mahir Küçük, beynimi yaktın arkadaşım bu nedir Allah aşkına. Hikaye nedere başlıyor, nerede bitiyor bilmiyorum. Mahir anlatıyor ben dinliyorum, sonra bir bakıyorum Mahir'de benimle birlikte dinliyor anlatıcı meçhul. Kim bu derken bir bakıyorum Mahir yine başlamış anlatmaya. Öyle mi, böyle mi derken kitap bitti. Bense birbirlerinden başka arkadaşı olmayan, doğrusu bunu da pek umursamayan üç arkadaşın, düşe kalka yaşadıkları hayatlarına ve hikayelerine şahit olmakla kaldım. Şahit olduklarım doğru mu onu da bilmiyorum. Çünkü son sayfalarda zatı şahaneleri demiş ki; "okuyucunun kitabı okurken okuduklarının gerçek mi kurgu mu olduğunu kavrayamaması gerekiyordu" buyurun size kitabın özeti. Hikayeye kaptırmış okuyorsunuz, sonra acaba bu hikaye ne kadar doğru diye soruyor size "hık" diye kalıyorsunuz :) Benim için unutamayacağım bir okuma oldu kesinlikle. #arkakapak yazısında "annemi öldüreceğim gün, sabah yedide uyandım" yazıyor. Öyle kesin ve bilinçli yazılmış ki, kitabın sonuna kadar cinayet planı aradım. Buyursun benim de aklımla oynasın diyorsanız okuyunuz efendim. "On yaşındaki bir çocuğun düşleri, büyüyünce mi gerçekleşir bir tek? Kaç düşümüzü düşürmemiz gerekir bu düşe düşmek için?" "Bir insanı sevmek ayrı, ona ihtiyaç duymak ayrı şey..."
Kalbimde Çivilerle Uyumuş GibiyimAnıl Can Uğuz · Dex Kitap · 201861 okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2018 122. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2018 00:00
Bu gün Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte #heraybirdünyaklasiği etkinliğimiz için seçtiğimiz #masumiyetçağı ile geldim. Eski pembe dizileri bol bol anımsatan bir okuma oldu benim için. Büyük, büyük, büyük aileler, kuzenler, kalabalık 'dost' meclisleri, herkesin arkasından bir burun kıvırmalar, bir arada olunca 'ah canım benim' ler falan :) Herşey den önce kibar insanlar efendim. Kibar seviyorlar, kibar sinirleniyorlar, kibar münakaşa ediyorlar, kibar aldatıyorlar, bir cömertlik, bir bonkörlük değmeyin gitsin. Zaten yabancı isimler konusunda sıkıntı çeken ben, bir de akrabalık bağları kimliklerine yansıyıp üç dört isim ile anılınca epey sıkıntı çektim. Konumuz imkansız bir aşktan fazlası. Eşinden ayrılıp büyüdüğü yere dönen Olenska açısından yalnız bir kadının toplumda karşılanışına değinilmiş. "aaa çok ayıp cıx cıx cıx her ne olursa olsun hemen kocasına geri dönmeli" şeklinde hali hazırda dillerinin ucunda tuttukları, acaba kime yapıştırsak diye bakındıkları dedikodular var mesela. Kuzeni May açısından saf aşk anlatılırken hem geleneklerine bağlılığına değinilmiş hem vazgeçmenin erdemine. Newland içinse aşk - tutku bir tarafta, sevgi - hayranlık - verilen sözlerin ağırlığı bir tarafta. Bir entrika ile karşılaşacağıma o kadar emindim ki, gel gitlere rağmen güzel bitti. Özet niteliğinde bir kaç alıntı bırakıp müsadenizi istiyorum efendim, kitapla kalın. "Evlilikleri diğer çoğu evlilik gibi bir yanda cehalet diğer yanda ikiyüzlülüklerle ilerleyen, maddi ve toplumsal çıkarlar uğruna bozulmayan yavan bir birliktelik olacaktı. Gerçek şeylerin asla söylenmediği, yapılmadığı ve hatta düşünülmediği bir dünyada yaşıyorlardı." "Gerçek yalnızlık, insanın yalnızca taklit yapmasını isteyen bütün bu insanların arasında yaşamasıdır." "Artık yalnız değilim.Yalnızdım ve
Masumiyet ÇağıEdith Wharton · Martı Yayınları · 20201,294 okunma
Reklam
Reklam