Sevgi dili 34..
— Bana bir şey söyle… — Ne söyleyeyim? — İnsan neden en çok sevildiği yerde ağlar? Çünkü insan kendini en çok güvende hissettiği yerde bırakır. Gün boyu güçlü durursun. Kimseye belli etmezsin. İçine atarsın. Gülersin. Şakalaşırsın. Ama biri çıkıp da gerçekten “Nasılsın?” diye sorunca… İçinde tuttuğun bütün cümleler boğazına düğümlenir. Çünkü bazı sorular cevap istemez. Bazı sorular, kalbin kapısını açar. — İnsan neden bu kadar yoruluyor? Çünkü herkes yükünü sırtında taşımıyor. Bazıları kalbinde taşıyor. Kimsenin bilmediği korkularını…
kimileri güvende hissetmek için kapılarını sıkı sıkıya kapatır, kimileri kapılarını ardına kadar açar. güvende hissetmek için dünyayla savaşmak bir yoldur, dünyayla barışmakda.güvende hissetmek için ötekiyle bağını koparmak bir yoldur,ötekine sarılmak da başka bir yoldur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir çiçek, yanındaki çiçekle rekabet etmeyi düşünmez. Sadece çiçek açar...
"Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar." Bediüzzaman Said Nursî
PAUL VALÉRY VE MERLEAU-PONTY: “DANS” VE BEDEN FELSEFESİ
Paul Valéry’nin dans üzerine düşüncelerinde dansçı, yalnızca hareket eden bir beden değildir. Dansçı, bedeniyle düşünen, düşünceyi hareket hâline getiren ve zamanı görünür kılan kişidir. Dans, bu anlamda yalnızca estetik bir gösteri değil; bedenin düşünceye, düşüncenin de ritme dönüşmesidir. Valéry için dansçı, gündelik hareketin ötesine geçer. Yürümek bir yere varmak içindir; dans etmek ise hareketin kendisini anlamlı kılmaktır. Dansçı, bedeniyle bir düşünce kurar. Sözsüz konuşur, sessizce düşünür, mekânı ve zamanı bedeniyle yazar. Merleau-Ponty’nin beden fenomenolojisi de bu noktada önemli bir kapı açar. Ona göre beden, ruhun taşıdığı basit bir araç değildir. Beden, insanın dünyaya yönelme biçimidir. İnsan dünyayı yalnızca aklıyla kavramaz; görerek, dokunarak, yürüyerek, bekleyerek, titreyerek ve yaklaşarak anlar. Bu bakımdan beden, dünyayla aramızdaki ilk bağdır. İnsan, dünyada yalnızca düşünen bir bilinç olarak değil, hisseden, algılayan ve hareket eden bir beden olarak vardır. Merleau-Ponty’nin düşüncesinde beden, varoluşun sessiz dilidir. Şans ve Dans, Valéry ve Merleau-Ponty’nin bu beden merkezli düşünceleriyle güçlü bir ilişki kurar. Romanda dans, yalnızca bireysel bir hareket ya da estetik bir figür değildir. Dans, iki insan arasında kurulan anlamın, temasın ve ilişkinin biçimidir. Fenomenolojide beden, dünyayı algılamanın aracıdır. Şans ve Dans’ta ise beden, bunun ötesine geçerek ilişki kurmanın aracına dönüşür. İnsan yalnızca dünyayı bedenle algılamaz; başkasına da bedenle yaklaşır, onun ritmine bedenle cevap verir, mesafeyi bedenle azaltır. Bu nedenle romanda hareket, yalnızca tekil bir anlam üretmez. Dans, paylaşılan anlam üretir. Bir kişinin adımı, diğerinin cevabıyla anlam kazanır. Ritmin ortaya çıkması için yalnızca hareket etmek yetmez;
Elbet bir gün, bütün çiçekler beyaz açar . Hür ve mes’ut bir şarkı halinde Penceremizden uzanır nur İstediğimiz şekilde doğar gün Dilediğimiz gibi yağar yağmur.. Yaşar Kemal