Yaşamak denen şey nedir bilmiyorum Dildâde, ve anlamıyorum da nasıl olur da kendimi bu kadar şımartırım? Bir tarafta doğarken şehit olan bebekler, bir tarafta idam edilecek babasına son kez sarılacak çocuklar, bir tarafta açlıktan ölenler, işkenceye maruz bırakılanlar, öz yurdunda parya olanlar, kaçırılıp tecavüz edilenler... Ben bunların yanında hangi konuyu dert diye anlatabilirim ki sana? Ümmetin derdiyle dertlenmediğim yetmezmiş gibi nasıl olur da bir derdim var diye haykırırım? Kendime çok kızıyorum Dildâde. Hiçbir şey yapmıyorum, elimden gelenleri ardıma bırakıyorum, duama ilk kendimle başlıyorum... Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de aynı cenneti istiyorum bu sınanmamış hâlimle. Ne oldu bana Dildâde? Bu ümitsizlik, yorgunluk, tahammülsüzlük ne diye bende var? Bunca imtihanı ben mi yaşadım ki? Babası ölüme götürülen ben miyim? Bombalarla uyanan ben miyim? Aç uyuyan ben miyim? Ben miyim zorla orucu bozulan?.. Değilim Dildâde, değilim ve sanıyorum rahatlıktan bütün bunlar. Ama sana da kızıyorum. İnsan sevdiğini uyarır, hatası varsa vurur yüzüne. Ki sen de haklısın. Söyleyince inkar edeceğim, iyi yanlarımı anlatacağım sana. Bildiğinden susuyorsun sen de. Sen de sus Dildâde ben gibi sus, 2,5 milyar gibi sus. Bi biz kalmıştık zaten. Sus ve bir gün öldürülerek susturulacağın günleri bekle ama acele etme; sabır...