geçenlerde düşündüm. belki de geçmişi özlemiyoruz. çünkü geçmiş dediğimiz şeyin içinde acılar da vardı. belki de özlediğimiz şey, o günlerde geleceğin henüz yaşanmamış olmasıydı. çocukken önümüzde duran hayatı merak ediyorduk. şimdi arkamızda kalan hayatı düşünüyoruz. ne garip… bir zamanlar ulaşmak için koştuğumuz yaşlara geldik. ve geldiğimiz yerde, geride bıraktığımız kendimizi arıyoruz. belki de insanın ömrü boyunca yaptığı tek şey budur: önce büyümek için acele etmek, sonra kaybettiği masumiyeti aramak.
Acele etme...
Ağaca çıkarken kırdığın dalın kıymetini, inmeye çalışırken anlarsın.Acele etme, kimin neyi kaybettiği zaman gösterir.
Alıntı
Reklam
Her dua nasibine, her nasip vaktine esirdir. Acele ettirme gönlünü; vakti gelmeyenin çiçeği açmaz, nasibi olmayana dua da uğramaz. Sabırla beklersen, vakti gelen nasip seni bulur; nasibi olan dua da semadan cevapsız dönmez. ___ /Güven Taşdemir
Duygu ve Düşünce
Karşılıklı açılan o kapı ile o pencere arasında halen oturuyorum. İkindi sonraları olduğunda esinti daha da serinliyor. Güneş eğildikçe içeri giren ışığı binalara takılıp kayıplara uğruyor. İçeri ulaşabilen çok azı da arkamdaki duvara vurup odayı razı olunmuş bir hüzünle dolduruyor. Bir başkası için olsa saadete meyleden şeyler doldurabilirdi diye düşünüyorum. İnsan içinde ne taşıyorsa dışında da evvela onu görüyor, onu çağırıyor, onu büyütüyor… Geçenlerde şöyle yazmıştım: kulağına okunan ezan bir ömür çınısını taşıyacağı koyu bir hüzüni makamda okunduğundan yaşadığı her şeyin önce içine kıvrılan taraflarını ve kahra meyleden yüzlerini görmek ırsiyetini edinmişti. Ve bu satırlar yayımlanacak ilk romanımın ilk cümleleri olacak diye not düşmüştüm. Hala o giriş cümlesinden öte gitmedim. İstemedim de. Çünkü ne yazarsam yazayım kendi fasit dairemin dışına çıkıp bir büyük daireye varamayacağım. Hüzüni makamda başlayan örgünün serencamı kendine dolanıp, yine hüzüni bir tona varacak. Okur, kitabın arka kapağını kaparken ön kapağı aralamış sayacak kendini. Sonra, bazı öyküler tek cümleliktir diyorum yazamayışıma bir bahane ve kendimi teselli için. Hep karşımıza çıkar tek cümlelik kahreden öyküler. Bir bebek vardır ve hiç giyemediği patikleri satılığa çıkarılmıştır. Kulağına hüzüni bir makamda ezan okunan bebeğin hikayesinin kahrından kimsenin haberi yoktur oysaki. Ve hiç olmayacaktır. Ben bunları düşünürken güneş eğilmeye ve içeri uzattığı hüzün kollarını yavaş yavaş çekmeye devam ediyor. Bir ağaç dalının rüzgarla ığralanmasını arkamdaki duvarda hissedebiliyorum. Şimdi kimlerin nerede ve nerelerde, neyin koşuşturmasında olduğunu çağrıştırıyor bana o dallar. Adına dünya dediğimiz yerin bilinen ve yanlış adı bu diye düşünüyorum. Aslı ve doğrusu dar-ı telaş olmalı. İkindi
Kahr Hevenkleri

A

@Birrseyyah
·
Karşılıklı açılmış bir pencere ile bir kapı arası esen tatlı ve serin bir esinti içimde birtakım şeyleri depreştirip beni alıp götürüyor efendim. Yaşanmasının muhal olduğuna çok önceleri ikna olduğum günlerin içinde oluyorum bir anlığına. Sanki çok kısa bir süreliğine bir ışık huzmesi tarafından sarmalanıyorum. Dimağımda daha önce hiç bilmediğim bir tat beliriyor. Bir alageyik suya eğiliyor içimde. Durup beyaz beneklerini sayıyorum. Saydıkça çoğalıyorlar; çoğaldıkça yaklaşıyorum ve birini hatırlıyorum… Ürkmeler, tedirginlikler, kaygılanmalar… bütün hepsi kalbediyor. Tasviri mümkün olmayan bir şey çekiyor beni kendine. Evet efendim, bir küçük esintiyle oluyor bütün bunların hepsi. İnsan ye’sin en kara noktasındayken en küçük bir umudun teyakkuzunda oluyor kanmazsam da belki yanmam diyerek. Ama ye’sten daha fena olan şey, bir anlık süren bu parıldamanın geçmesinden sonra başlıyor. O anlardan sonra o kadar çok boş kalıyor ki kollarım… O kadar çok uzağına düşüyorum ki ait olmanın… Bütün çabalarım beyhudeden daha aşağı kalıyor. Ve bir anda böylesine yaşamaktan iflas edişimin şaşkınlığı…Öylece kalakalıyorum donuk bakışlarla. Aslında biliyorum bütün saadetlerin mümkün olmadığını. Ama bütün saadetlerin mümkün olmayı hak ettiğine dair bir inanç da taşıyorum. Ve bu inanç beni hem ayakta tutan hem yıkan. Bu inanç beni gül bahçelerine sürgüne yollayan. Bu inanç serencamları birbirine dolaştıran.
Yazdıklarım yazgımdan
‘Dünyada yapılan günahların hesabı, azabı ve cezası ahirettedir. Ölmeden önce iyi amelde bulunmaya acele edin.' Seyyid Muhammed Raşid [kuddise sırruhû]
Din
Yazılım yüklenirken sistem yavaşlar, bazen hata verir, bazen donar. Her "yapma" dediğinde, aslında eski kodun üzerine yeni bir satır kod yazıyorsun. Bilgisayar güncellemelerinde bile bazen sistem çöker ve eski sürüme dönülür. Çoğu insan ömrünün sonuna kadar o hatalı, virüslü ve yorucu yazılımla yaşamaya devam ediyor. acele etmek, yeni yazılımın eksik yüklenmesine neden olur Bir gün bir bakacaksın; eskiden seni çileden çıkaran o olay, artık sisteminde bir hata kodu bile üretmiyor, sadece sessizce geçip gidiyor. O "güncelleme" tamamlandığında, hayatın kalitesi de tamamen değişmiş olacak.
Reklam
Reklam