Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyordu da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?
Özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı.