" Kötülüğün olmadığı bir evren istedim, hastalıklar ve depremler olmasın. Sonra aklıma ölüm geldi. Ölüm yeterince büyük bir kötülük değil mi? Rabbim beni cennetine aldı. Biraz düşündüm: 'keşke cennetimi kendim var edebilseydim. Kahrolası acizlik ne kötü!' dedim. Ya Rabbi bu acziyet bana acı veriyor. Neden sadece sen Tanrısın? Ben de Tanrı olsam olmaz mı? Hem kul olmak Tanrı olmaya nazaran kötü değil mi? "
Sayfa 54·Kitabı okudu
Evladı ölmüş bir anneye ateist olarak ne söyleyebilirsiniz? Bir Müslüman, evladının cennet meleği olduğuna ve onunla buluşacağına inanarak yaşar ve ölür. Diğer insanlar şehit olmayı nasıl mutlulukla karşılayabilir? Tek bir dünyası olan bir ateist, evladının ölmesi konusunda nasıl bir teselli bulur? Tek bir dünyası var ve evladı gitti. Allah onlara hidayet nasip etsin. Hayatın, acılarının dozajının algı ile alakalı olduğundan bahsetmiştik. Aynı olgudan kaynaklanan acı zaten inanca bağlı olarak farklı dozajlarda algılanır.
Sayfa 92·Kitabı okudu
Reklam
…Dolayısıyla itirazcının "Allah varsa kötülüğü acıyı engellemeli." şeklinde başlayan argüman,"Allah varsa dünya benim cennetim olmalı" biçiminde dahi tutunamamakta ve daha ileri bir talepte bulunmak zorunda kalmaktadır. İtirazının lazımı "Allah varsa ben Allah olmalıyım." noktasına gitmek mecburiyetindedir. Muarizın, Tanrı olması ise aklen muhaldir: Muhalin talep edilmesi ise batıl ve abestir. Bir argümanın batıl olması lazımının muhale dayanmasından anlaşılır. Bu itirazın lazımı "Ben Allaha denk olmadıkça ona inanmam." demek gibidir. Bu şart batıldır. işte itirazlarının özeti şu kadardır: "Kötülüğün olmadığı bir evren istedim, hastalıklar ve depremler olmasın. Sonra aklıma ölüm geldi. Ölüm yeterince büyük bir kötülük değil mi? Rabbim, beni cennetine aldı. Biraz düşündüm: 'Keşke cennetimi kendim var edebilseydim. Kahrolası acizlik ne kötü!' dedim. Ya Rabbi bu acziyet bana acı veriyor. Neden sadece sen Tanrısın? Ben de Tanrı olsam olmaz mı? Hem kul olmak Tanrı olmaya nazaran kötü değil mi?"
Sayfa 54·Kitabı okudu
Epikuros'ta yanlış anlaşılan haz kavramı ve doğrusu.
Epikuros statik ve dinamik hazlar ayrımının sadece beden için de­ğil, aynı zamanda ruh için de geçerli olduğu düşüncesindedir. Bedende yeme, içme vb. yönünde bir arzunun doyurulma süreci içinde sahip olunan dinamik hazzın ruhtaki karşılığı, bir arkadaşımızı görmenin veya bir problemi çözmenin bizde meydana getireceği ansal veya kısa süreli 'sevinç' duygusudur. Bedenin fiziki acıdan korunmuş olması ve fiziki bir acı duymaması anlamındaki statik hazzının ruhtaki karşılığı ise ölüm, ölümden sonraki hayatta cezalandırılma gibi korkulardan, endişelerden kurtulmuş olmanın meydana getirdiği ruhsal huzur, ruh­sal dinginlik ve kaygılardan korunmuş olma hali olacaktır. Böylece Epikuros her iki hazzı da kabul etmekle birlikte, açık bir şekilde asıl anlamında hazzın birinci hareketsiz, sakin hazlar yani acı ve kaygıdan korunmuş olma duygusunun verdiği haz olduğunu söyler, ikinci anlamdaki hazzı ise reddeder: "O halde hazzın, erek ve amaç olduğunu söylerken; bazı kimsele­rin bilgisizlik, önyargıyla veya bilinçli olarak bizim görüşümüzü çarpıttıkları gibi, sefih insanların hazlarını veya duyusal hazları kastetmiyoruz. Biz hazla bedende acının, ruhta ise kaygının yoklu­ğunu kastediyoruz. Zevkli bir hayatı meydana getiren şey, aralıksız içki sofraları ve alemler, cinsel hazlar, balıklar ve zengin sofraların verdiği zevkler değildir. Seçilmesi ve kaçınılması gereken her şeyin nedenini araştıran, insan ruhunda en büyük karışıklıklara yol açan yanlış inançları kaldırıp atan sakin akıl yürütme, muhakemedir" Epikuros'un bu sözlerinden, bir kez daha, onun neden hareket­siz hazları(statik) tercih ettiği, hareketli hazlara(dinamik) iyi gözle bakmadığı anlaşıl­maktadır. Epikuros yeme, içme, cinsel ilişkiler ve benzeri şeylerin haz olduğunu inkar etmemektedir. Ancak onlar, deyim yerindeyse
Sayfa 135 - İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Kötü şeylerden sakındıran ve öğretici olan bir acı, gayet de iyi olabilir.
İnsan acziyet hissettiğinde ruhen acı çeker
Reklam
Reklam