Puan vermedi·157 syf.·
2026 27. kitabı
Bir yazarın ilk eseri çoğu zaman ya çıraklığının itirafı ya da olacaklarının habercisidir. İnsancıklar her ikisidir. Dostoyevski bu romanı 1846'da, yirmi dört yaşında yazdı. Belinski onu "yeni bir Gogol" diye ilan etti, Petersburg salonları genç adamı omuzlarına aldı, sonra bir yıl içinde yere bıraktı. Yirmi yıl boyunca Dostoyevski o ilk anın gölgesinde yaşadı; Suç ve Ceza gelene kadar adı bu kitapla birlikte anıldı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, gençliğin coşkusu sönmüş, gerçek görünür: *İnsancıklar* iyi bir roman değildir; ama büyük bir romandır. İkisi aynı şey değildir. Hikâye basit: orta yaşlı, yoksul, alkol problemi olan bir devlet katibi Makar Devuşkin ile uzak akrabası olduğu öksüz genç kadın Varvara Dobroselova mektuplaşır. Aynı sokakta, karşı pencerelerden birbirlerini görebilecek mesafede yaşarlar. Makar maaşının önemli bir kısmını gizlice Varvara'ya gönderir; bunun karşılığında bir teşekkür, bir mendil, bir kitap, bir umut alır. Roman bu mektupların birikiminden ibarettir. Sonunda Bikov adlı zengin bir adam çıkagelir, Varvara'yı eski bir hesabı kapatmak için satın alır, taşradaki çiftliğine götürür. Makar yapayalnız kalır. Hikâye burada biter; ama hikâyenin yıkıcılığı tam burada başlar. Dostoyevski'nin bu kitapta yaptığı şey Rus edebiyatına bir arketip kazandırmaktı: "küçük adam." Devlet katibinin paltosunu Gogol önce kendisi giydirmişti, ama o paltonun içine bir ruh yerleştiren Dostoyevski oldu. Gogol'ün Akaki Akakiyeviç'i acınası bir karikatürdü; Dostoyevski'nin Makar'ı acınası bir insandır. Aradaki fark devasadır. Çünkü Makar yoksuldur, ama gururludur. Yoksulluğunun farkındadır, üstelik gizlemeye çalışacak kadar gururludur, daha da kötüsü, bu çabasının boşunalığını bildiği için iki kat acı çeker. Romandaki en derin satırlar bu utancın etrafında
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 200776,9bin okunma
10/10
·336 syf.··
2024 90. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2024 21:13
‎İnsan zihni, en karanlık odalarıyla bile hayranlık uyandıran bir labirent. Dr. Gary Small ve Gigi Vorgan, Bir Psikiyatristin Gizli Defteri ile bizleri bu labirentin tam merkezine, bir psikiyatristin koltuğunun hemen yanına davet ediyor. Kitap, yalnızca vaka incelemelerinden oluşan bir külliyat değil; aynı zamanda insan olmanın, iyileşmenin ve kendini tanımanın ne anlama geldiğine dair derin bir sorgulama. Kitap boyunca Dr. Small, hastalarının hikayelerini anlatırken aslında okura bir ayna tutuyor. Yazarların vurguladığı gibi: ‎ ‎​"Hepimizin özgür iradesi vardır ama ancak gözlerimizi, geçmişimizin ve bugünümüzün gerçeklerine açtığımız zaman özgür iradeden olabildiğince yararlanırız." ‎ ‎​Bu cümle, kitabın temel taşı niteliğinde. Çoğu zaman kendi hayatımızın "otopilotunda" yaşarken, aslında ne kadar çok şeyi fark etmeden yaptığımızı ve geçmişin gölgelerinin kararlarımızı nasıl sessizce şekillendirdiğini hatırlatıyor. Dr. Gary Small’un üzerinde durduğu "Düşünsellik insanın sorunla baş ettiği izlenimini verir ama sorunun kökeni hiç ele alınmamış olur" tespiti, psikolojik dünyamızın en yaygın savunma mekanizmalarından birini gün yüzüne çıkarıyor. ‎ ‎Bizler genellikle, bir problem üzerine sürekli "düşünmeyi", problemi "çözmek" ile karıştırırız. Ancak burada ince bir ayrım vardır: ‎​Düşünmek bir eylem değil, bir oyalanma olabilir: Zihin, bir sorunu analiz ettiğinde, onu çözmüş gibi hisseder. Bu, zihnin bize oynadığı çok sofistike bir oyundur. Sorunu kafamızın içinde evirip çevirmek, onun yarattığı o rahatsız edici duygudan geçici bir süreliğine uzaklaşmamızı sağlar. ‎ ‎​Analiz Felci: Kitaptaki vakaların da gösterdiği gibi, bazı insanlar geçmiş travmalarını veya mevcut kaygılarını o kadar çok "düşünürler" ki, artık bu düşünceler birer kalkan haline gelir. Sorunu analiz etmek,
Edebiyat
Bir Psikiyatristin Gizli DefteriGary Small · NTV Yayınları · 201736,5bin okunma
Reklam
'Öfke'nin altında yatan 'Acı'
8/10
·199 syf.·
2026 125. kitabı
“Öfke Dansı”, insanın bastırılmış duygularının aslında nasıl yüksek sesle haykırdığını anlatan bir kitap. Psikiyatrist Harriet Lerner, terapi odasından gerçek hikâyelerle ilerleyerek, öfkeyi bastırmamamız, doğru yönlendirmemiz gerektiğini söylüyor. Kitap boyunca, pasif kalan “iyi kız” rolünden sıyrılıp kendi sınırlarımızı çizmemiz gerektiğini anlıyorsunuz. Alt metninde ise çok derin bir empati yatıyor: öfkenin ardında hep bir acı olduğunu, önce bu acıyla yüzleşmeden problemi çözemeyeceğimizi hatırlatıyor. Yazarın dili oldukça anlaşılır ve akıcı, herkesin kendinden bir şey bulabileceği kıvamda. Ancak kitabın en büyük artısı aynı zamanda bence en büyük eksiği. Kendi terapi pratiğinden yola çıkarak yazdığı vakalar çok gerçekçi olsa da bazen sayfalar dolusu anlatılan bir çiftin hikâyesinin sonunda “işte ben de böyle yaptım ve düzeldi” tadında bir çözümle karşılaşıyorsunuz. Bu da okuyucuyu “Herkesin hikâyesi bu kadar kolay çözülür mü?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Ayrıca kitap, öfke yönetimi konusunda fazla bireysel çözümler sunarken, sistemik veya toplumsal faktörleri ikinci plana atıyor gibi hissettirebiliyor. Sonuçta her şey kişinin kendi dansını bulmasıyla bitmiyor maalesef. Yine de “Öfke Dansı”nı okumak, özellikle kendi duygularıyla barışmakta zorlanan herkes için iyi bir başlangıç noktası. Hem akademik araştırmalara dayanıyor hem de yazarın naif üslubu samimiyet hissi yaratıyor. Hakkında en çok sevdiğim şey, öfkenin kötü bir şey olmadığını, önemli olanın onu nasıl dans ettirdiğimiz olduğunu anlatması. Bazen biraz “kendi kendine yardım” kitabı kıvamına kaçsa da, iddiasını aşmayan, eğlenceli ve düşündürücü bir eser. Özetle: Sizi kendi içinizde bir yolculuğa çıkaracak, yer yer yüze tokat gibi çarpan, samimi bir kitap “Öfke Dansı”. Kusurları var ama duygusal zekânızı
Psikoloji
Öfke DansıHarriet Lerner · Varlık Yayınları · 20254,879 okunma
9/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2026 116. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Meral Akman kaleminden Birben kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 130 sayfalık bir kitap •Gerçek bir hayatın o duru ama sarsıcı ritmini hissetmek, bir kadının içsel fırtınalarına ve bir annenin muazzam fedakarlığına şahit olmak ister misiniz? ​•Opera dinleyen, vals yapan pilot bir baba ile muhafazakar bir annenin kızı olarak sakin ama hep yalnız büyüyor Birben. İçindeki en büyük ukde ise, çocukken annesinin engeliyle yarım kalan balerinlik hayali ​•Erken bir evlilik, kucağında küçücük bir bebek, eşinin alkol problemi ve cezaevi süreci. Birben, tüm engellere rağmen büyük bir cesaretle boşanıp oğluyla sıfırdan, el ele bir hayat kuruyor. ​•Oğlu okulda zorlanmasın diye tüm ders kitaplarını önce kendi okuyup özet çıkaran, notaları önce kendi öğrenip evladına öğreten muazzam bir anne o. Kendi yarım kalan bale hayalini, oğlunu sahnede bir balet olarak izlerken döktüğü mutluluk gözyaşlarıyla telafi ediyor. O oğluna sadece okumayı değil; düğme dikmeyi, sofra adabını, dürüstlüğü ve en önemlisi bir kadına nasıl saygı duyulacağını öğretiyor. Hayata karşı o kadar dik duruyor ki, her yarasından yeni bir güç devşiriyor. ​•Ama hayat bu ya... İlişkilerinde aradığı sevgiyi bulamayan, çocukluk yaralarını kapatmaya çalışırken hatalar yapan o güçlü kadın, tam hayatını sakin bir deniz kenarında geçirecekken en acı sürprizle, Demans hastalığıyla yüzleşiyor. Zihnindeki o küçük unutkanlıklar büyürken, en büyük korkusu hayattaki tek bağı olan oğlunu unutmak oluyor. ​•Hayatı boyunca kimseden yardım istememiş bu kadın, günün birinde kimseye yük olmamak için kendi iradesiyle huzurevine yerleşme kararı alıyor. Gitmeden önce de, unutmamak için fotoğraf albümündeki herkesin arkasına kim olduklarını tek tek not ediyor. ​•Hayat sen
BirbenMeral Akman · Octopus Yayınevi · 202620 okunma
Kitaba Dair
10/10
·143 syf.··
Beğendi
·
2026 250. kitabı
Şiddeti "Kader" Olmaktan Çıkaran Bir Başvuru Eseri İyi ve hikmet sahibi bir Yaratıcı varsa, yeryüzündeki bu sistematik acı ve şiddet neden var?" Bu soru, insanlık tarihinin en eski, belki de cevaplaması en çetin varoluşsal sancılarından biri. Genelde teodise (kötülük problemi) denilince zihnimiz hemen soyut felsefi tartışmalara, metafizik teorilere kayar. Ancak bu kitap, o kadim teoriyi alıp bugünün en çıplak, en can yakıcı gerçekliğiyle —yani şiddetle— yüzleştiriyor. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere tam anlamıyla şiddetin "anatomisini" çıkarıyor. Şiddet olgusunu sadece bir üçüncü sayfa haberi, bir asayiş problemi ya da psikolojik bir patoloji olarak görmüyorsunuz. Yazar, biyolojik ve sosyolojik katmanları tek tek soyarak işin teolojik ve ahlâki kökenlerine iniyor. Mâturîdiyye ve Mu‘tezile gibi ekollerin insan iradesi, "kesb" ve "hikmet" kavramlarına dair asırlık tartışmalarının, aslında bugün sokakta, evde ya da okulda karşılaştığımız öfke patlamalarıyla ne kadar doğrudan ilişkili olduğunu hayranlıkla okuyorsunuz. Beni kitapta en çok etkileyen ve eseri muadillerinden ayıran kısım ise kesinlikle "okul ortamı" analizi oldu. Yazarın bir eğitimci hassasiyetiyle yaklaştığı bu bölümlerde; bugün okullarda kanayan bir yara olan akran zorbalığı ve siber şiddet gibi modern kavramlar Kelâm ilminin parametreleriyle masaya yatırılıyor. Bir çocuğun ya da gencin uyguladığı şiddetin bir "kader" veya kaçınılmaz bir fıtrat parçası olmadığı, aksine bir "irade sapması" ve ahlâki bir "kubuh" (çirkinlik) olduğu gerçeği o kadar duru bir dille anlatılmış ki, etkilenmemek elde değil. Kitap boyunca "şiddet bir kader değildir, bir tercihtir" fikrinin altı kalın çizgilerle çiziliyor. Üstelik eser sadece karanlık bir anatomi masası sunup okuyucuyu kötülüğün dehlizlerinde bırakmıyor; akl-ı
Kötülük Problemi Olarak Şiddetin AnatomisiDilek Sarı · Eskiyeni Yayınları · 20261 okunma
Ruhumun Anlam Arayışı.
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 15:41
Bu kitabı okurken içimde eskiden kalma bir yaranın tekrar deşildiğini ve kanatıldığını hissetim. Bu kitap bazen yeni bir duygu yaratmaz; zaten içeride duran bir duygunun üstündeki örtüyü kaldırır. Kitap sanki bana C.’yi değil, kendimi göstermiş gibi. C. karakterinin en büyük problemi aslında aylak olması değildir. Onun problemi şudur: Hayatın sıradanlaşmasına tahammül edemez. Sürekli “başka bir şey” arar. * Daha gerçek bir sevgi. * Daha gerçek bir ilişki. * Daha gerçek bir hayat. Ama bulduğu her şey bir süre sonra eksik gelmeye başlar. Bu yüzden kitap boyunca insanda tuhaf bir sıkıntı oluşur. Çünkü bir noktadan sonra okuyucu şunu sormaya başlar: “Ya benim hayatım da rutine dönüşmüşse?” Bendeki kanayan eski yarada buydu. Çoktandır rutine dönen ama fark etmediğim beni acıtan bir hayat. “Hayatımda, rutine dönmesine sebep olduğunu düşündüğüm her şeye ve herkese bağırıp çağırma isteği duydum.” Bu kitabı okurken şunu fark etmem gerekiyordu:
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
Reklam
Reklam