• 288 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabı elime ilk aldığımda klasik kişisel gelişim kitaplarından biri olduğunu düşündüm. Her ne kadar tam olarak klasik kişisel gelişim kitaplarından ayrılmasa da onlardan ayrılan bir çok yönü olduğunu belirtmeliyim. Öncelikle yazarın, okurları içi boş ve fazlasıyla şişirilmiş, hiçbir etkisi olmayan sözler söylemektense yetkinlik alanındaki bilgi ve birikimleriyle okurun karşısına çıktığını neredeyse kitabın her bölümünde görebiliyoruz. Yazar, kitabında psikoloji alanında yapılan çalışmalardan ve danışma kuramlarından destek alarak savunduklarını ve yazdıklarını bilimsel bir temel üzerine oturtmaya çalıştığını görebildim ve bunun yanında sosyoloji, felsefe ve özellikle din alanlarından da faydalanıp disiplinlerarası bağlantılar kurarak kitabını daha sağlam temeller üzerine oluşturmaya çalıştığını söyleyebilirim. Ayrıca yazar, kitabında modern ve gündelik yaşama değinmekten de geri durmamış ve özellikle gündelik yaşamın getirdiği yoğunluğa karşı kitabında dinginliğe, sakinliğe çokça yer vermiştir ancak biraz fazla yer verildiği için okurları gündelik hayatta daha pasif ve sürekli geri planda durma gibi bir düşünceye sürükleyebilir endişesini taşıdığımı belirtip kitaba dair eleştirimi yazımın arasına sıkıştırmak istiyorum. Ancak yazarın, kitabında her durumda ölçünün kaçırılmasının olumsuz bir şey olduğuna değindiğini unutmayalım.

    Kitabın konusuna gelirsek, bir bütün olarak yaşam yolculuğundan söz ediyor. Bu yolculukta karşımıza çıkan engellere değinip ve bu engellerle başa çıkma stratejilerine değinmesinin yanı sıra bu yolda insanlara düşen, unutulan, ya da yapmaktan kaçınılan görev ve sorumlulukları belki de okurun hoşuna gitmeyecek şekilde açık ve anlaşılır bir şekilde sunuyor. Ve bana göre kitabın iyileştirici etkisi de bu yüzleştirici durumundan kaynaklanıyor. Olumsuz durumları görmezden gelmek ya da yokmuş gibi davranmak yerine onları kabullenip ona göre şekil aldıktan sonra yürü denilen yolda yürümeye devam etmek amaçlanıyor...
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Şiir tadında bir kitap oldu benim için öyle şiir dediğime de bakmayın okurken öyle bir huzur veriyor ki kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz tam bir başucu kitabı kendinizi ne zaman mutsuz hissetseniz açın herhangi bir sayfa ve o ana bırakın kendinizi.
    ۰
    Dili muazzam derecede akıcı içerisinde kendinize dair bir çok şey bulacaksınız içindeki çizimler ve ünlü düşünürler ve yazarlardan alıntıların olması kitaba çok farklı bir hava katmış alıp okumanızı tavsiye ederim.
  • 192 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitapseverler için başucu kitaplar vardır. Bir kere okuyup kaldırılmaz, ara ara okuruz . Her okuduğumuzda bize katkısı olduğunu farkederiz. Bertrand Russell'in kaleme aldığı "Aylaklığa Övgü "kitabı da başucu kitaplarından biri niteliğindedir.

    Kitap 15 deneme de oluşuyor. Çoğu denemeden üstün tarafı dolu dolu olmasıydı. Normalde kitapları çizmemeye dikkat ederim ama bu kitapta çoğu yeri çizdim

    Kitaba ismini veren ilk denemede; tüketimden fazla üretimin kölelik olduğuna değiniyor. Russell'a göre "Çalışma ahlâkı, köle ahlakıdır, modern dünyada ise köleye ihtiyaç yoktur. " Ayrıca uygarlık ve yeterli eğitim için çalışma saatinden çok, boş vaktin nasıl kullanılacağını öğrenmemiz gerektiğini belirtiyor.
    'Mimarlık ve Toplumsal Sorunlar ' denemesinde kadının ev dışında bir hayatının olmamasını eleştirir. Tek amacı yemek yapmak, çocuk bakmak olarak algılanan kadın kendi mutlu olamadığı gibi çevresine ayıracak zamanını kalmadığına dair çok doğru bir tespitte bulunuyor.

    Faşizm bölümünde ise kendi ülkesini ve ırkını üstün görenler için "Avrupa uluslarının kesinlikle birbirinden ayırt edilebilmesine yarayacak belirgin fiziksel özellikler yoktur, çünkü bu ulusların hepsi de çeşitli ırkların karışımından türemişlerdir. "şeklinde yine doğru bir tespitte bulunuyor.

    Siyasi olaylardan uzak toplumsal ve sosyal yapıya dair birbirinden güzel denemeler olan bu kitabı tavsiye ediyorum .
  • 352 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Jill Shalvis, okumayı en sevdiğim yazarlardan biri. Eğlenceli ve sıcacık kitaplar yazıyor ve ne zaman güzel bir kitap okumak istesem, direkt aklıma gelen isim oluyor. Yazdığı güzel hikayeleriyle, beni mutlu edeceğini biliyorum çünkü. Aşk Yağmuru'da beni yanıltmayan ve çok severek okuduğum kitaplarından biri oldu.

    Lilah ve Brady çok güzel bir ikiliydi. İlişkilerinin boyutunun fiziksel bir yakınlaşmadan, gerçek bir ilişkiye adım adım ilerlemesi, duygularını, acılarını ve sevinçlerini hissettirebilmeleri, aynı zamanda böylesine eğlenceli bir ikili olmaları ve arkadaşlarıyla aralarındaki ilişki, hikâyelerini çok severek okumama sebep oldu.

    Kitaba dair sevdiğim bir başka şey de yazarın, serinin devamında yazacağı karakterlere dair beni meraklandırması oldu. Ama ne yazık ki yayınevi serinin devamını çevirmemiş. Yazarın, başka bir serisini çevirmeye devam ederken, bu serisini ne diye yarım bırakmışlar, anlamış değilim. Keşke bu seriyi de çevirmeye devam etseler. Ben de diğer çiftlerin de hikâyesini okuyabilsem.
  • 107 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kitabın başında kurulan cümle kitabın hem incelemesini yapmış hem de nasıl okunması gerektiğine dair kılavuzluk yapmış bir yazı niteliğinde. Bu durumda bize düşen düşünmektir : "Edebiyat dergisinde yayımlanan "Batı Günlüğü", Türkiye'ye döndükten sonra gözden geçirildi, bunlara yeni bölümler eklendi. Yazılardan tarihler de çıkarıldığı için, kitaba, "Batı Notları" adı daha uygun düştü.

    Yalnızca izlenimlerimi değil, Batının bende yaptığı çağrışımları da yazdım.

    Şunu da belirteyim:Bilinen gerçeklere yeni bir şey eklenmedi. Ama bunlarla, uygarlık sorunlarımıza az çok değiniliyorsa, bu gerçeklerin sürekli yazılması ve üzerinde düşünülmesi zorunludur. (Eylül 1972)"
  • 424 syf.
    Eğer ki bu incelemeye bir isim verseydim; 'Mektuplar Üzerinden Bir Ruh Analizi: Franz Kafka' olarak başlık atardım.

    "Şu ters dünyaya ne zaman artık bir çeki düzen verilecek?" diyordu, 11 Haziran 1920 tarihli mektubunda!

    Bu cümlenin yazıldığı mektubun üzerinden yüzyıl geçti, dünya hâlâ ters ve hiçbir zaman çeki düzen verilmeyecek! Üstelik Kafka'nın yüzyılını sürdürerek Kafkavari bir hayat yaşamıyor muyuz sizce de? Ne dünya düze çıkar, ne de bir çeki düzene sahip olur. Neyse ki Kafka'nın kafasını yaşıyoruz da boşa dönmüyor dünya hani!

    Konuda sapmayayım! Franz Kafka deyince aklımıza gelen kitapları ya Dönüşüm'dür ya da Milena'ya Mektuplar'ı. Birçoğumuz mektup türünü sevmediği için belki sıcak bakmamıştır bu kitaba. Olabilir, neden olmasın ki? Benim de sıcak bakamadığım türler var.

    Efendim, Milena'ya Mektuplar masamıza gelip oturur ve bize Franz Kafka'yı anlatıyor. Ben bu mektupları okurken o imkansız aşkı değil, kavuşamamanın sıkıntısını değil, Kafka'nın kafasının içindekileri attım heybeme. Onların arasında yaşanamamış duygusal ilişki beni ilgilendirmez sonuçta. Ben o aşkın ve yaşamın sonucunda ortaya çıkan psikolojik etkenlerin oluşturduğu görüşlerin peşindeyim.

    Kafka'nın hayat ve dünya hakkında görüşleri beni birebir kendisine çektiği için mektuplarında kayboldum diyebilirim. Hatta bu kitap eserlerinin de temelini oluşturur. Aradığı defineyi bulan define avcısı gibiyim.

    Franz Kafka, arkadaşları vesilesiyle bir kafede tanıştığı Milena'ya öykülerini Çekçe'ye çevirtmek istediğini söyleyince arkadaşlıkları başlar. Bu arkadaşlık zamanla imkansız bir aşka dönüşür. Birbirleriyle mektuplaşarak iletişime geçen bu çift, aralarındaki aşk hakkında çelişkili düşüncelere sahipken bir yandan da hayatlarını dair izler görüyoruz. Tabi bunun yanı sıra Franz Kafka gibi bir yazarın her konuda bir fikrinin olduğunu, bu fikirleri okuyarak deneyimliyoruz.

    Kaynak: [https://www.instagram.com/...igshid=2dh59gg9pjgr]
  • 272 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Dikkat spoiler içerir.
    Gazeteci yazardan Hrant Dink suikastine dair farklı bir bakış açısı ile yazılmış bir araştırma eseri. Yazar kitaba, Silahlı Kuvvetler'in 28 Şubat sürecinden sonra azınlıkları ciddi bir sorun olarak Milli Güvenlik belgesine dahil etme çabalarını, Ulusalcılığın yayılması için yaptığı çalışmaları anlatarak başlıyor kitaba. Sonrasında Hrant Dink ile ilgili olarak ana akım medyada yapılan haberler, Rahip Santoro cinayeti ve Malatya'daki Zirve Kitabevi bombalama olayına dair bilgileri vererek devam ediyor. Dink cinayetinin nasıl geliştiği, bu dönemde polis ile jandarma arasında olan ihtilafı, olayın jandarma boyutuna hiç değinilmemesi, halbuki jandarma'nın bu olaydan haberinin olması, sonradan örtbas etmeye çalışması, Erhan Tuncel, Ogün Samast, Yasin Hayal arasındaki ilişki, silahı temin eden şahsın ilişkilerinin sorgulanmaması gibi olayları da anlatıyor. Yazı içeriği ve şeklinden Fetullahçı görüşe yakın olduğu belli olan yazar, bu cinayette polisin durumundan neredeyse hiç bahsetmiyor. Bahsederken de İstanbul İstihbarat Şube müdür Ahmet İlhan Güler'in üzerine olayı yıkıp Ali Fuat Yılmazer'in masum olduğunu iddia ederek tarafını açık bir şekilde belli ediyor. Ancak girişteki azınlıklar ile ilgili olaylar ve Genelkurmay bünyesinde yapılan ankette 2002 seçimlerinde iktidara İşçi Partisi'nin gelmesi gibi enteresan bilgiler içeren kitap, en azından Fetullahçıların bu olay hakkındaki görüşlerini yansıtması açısından ilgi çekici bir kitap.