“Dış tehditlerden korunaklı dünyalar yaratmak isteyen kimi kişiler, fazla ileri gidip dış dünyaya karşı abartılı yüksek duvarlar örerler. Yeni insanlara, yeni yerlere, farklı yaşantılara karşı yükselen bu duvarlar onların iç dünyasını da yoksullaştırır. İşte Acılaşmak burada devreye girer.
Acılaşma'nın ana hedefi iradedir. Bu hastalığa tutulanlar her türlü isteği yitirmeye başlarlar, birkaç yıl içinde kendi dünyalarının dışına çıkamaz olurlar, çünkü tüm enerjilerini çevrelerine duvar örmeye harcamışlardır.
Dış saldırılardan kaçınmak amacıyla, kendi içsel gelişmelerini de sınırlamışlardır. İşe gitmeyi, televizyon seyretmeyi, çocuk yapmayı, trafikten şikâyet etmeyi sürdürürler, ama bunlar hep otomatiğe bağlanmıştır ve herhangi bir duyguyla ilişkileri yoktur her şey kontrol altında olduğu sürece.
Zehrin bünyeye yayılmasının yarattığı en büyük sorun, tutkuların -nefret, aşk, umutsuzluk, merak vb.- su yüzüne çıkmasını önlemesidir. Acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. Ne yaşayacak ne de ölecek iradeye sahiptir artık, sorunun özü de budur.
Ordınov yaşamın rengi, parıltısı, girdabı, gürültüsü karşısında, yatağından yeni kalkmış ve etrafındaki insanların donuk hareketlerinin çeşitliliğini ilk defa görmüş bir hasta gibi yorulmaya başladı.
Sayfa 6 - Ev Sahibesi, Dostoyevski, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, İş Bankası Kültür Yayınları, XV. Basım·Kitabı okudu
Dış saldırılardan kaçınmak amacıyla, kendi içsel gelişmelerini de sınırlamışlardır. İşe gitmeyi, televizyon seyretmeyi, çocuk yapmayı, trafikten şikâyet etmeyi sürdürürler, ama bunlar hep otomatiğe bağlanmıştır ve herhangi bir duyguyla ilişkileri yoktur — her şey kontrol altında olduğu sürece.
Zehrin bünyeye yayılmasının yarattığı en büyük sorun, tutkuların —nefret, aşk, umutsuzluk, merak vb.— su yüzüne çıkmasını önlemesidir. Acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. Ne yaşayacak, ne de ölecek iradeye sahiptir artık; sorunun özü de budur.
Kronik acılaşma vakalarında, söz konusu kişi hastalığını haftada yalnızca bir kez hisseder: pazar günleri öğleden sonraları. O durumda tekdüze bir işle oyalanamadığından belirtiler ortaya çıkar. Bir türlü geçmek bilmeyen o sakin öğle sonları cehennemden farksızdır. Kişi huzur yerine derin ve kesintisiz bir sinirlilik için de olduğundan, hayatında bazı şeylerin hiç de doğru düzgün gitmediğini fark eder.
Derken pazartesi günü gelir ve acılaşmış kişi bir gün önceki sıkıntısını unutur, ama hiçbir zaman doğru dürüst dinlenecek vakti olmadığından, hafta sonlarının çok çabuk geçtiğinden şikâyet etmekten geri durmaz.