Babamın Sandalyesi
İnsanın anne babası, çocukluğunun tanıklarıdır. Onları yitirdiğinde, sanki çocukluğunu da kaybetmiş gibi hisseder insan.
Baba hep yarım kalmış bir hikâyedir.
Kendini tam anlatamamış, kimseye tam açılmamış bir hikâye.
İnsan, kaybettikleriyle bağını onlardan geriye kalan şeyler üzerinden kuruyor.
Bazen bir fotoğraf karesi oluyor bu;
bazen duvara çakılmış eski bir çivi.Benim için tahta bir sandalye.
Kimi zaman insan istiyor ki,
ölünce eşyalar da sahipleriyle birlikte gömülsün
Çünkü her eşya, yarım kalan hikâyeyi hatırlatıyor;
dudakta düğümlenmiş, kursakta kalmış o hikayeyi…
Babamın bir sandalyesi vardı.
Bahçede, güneşi en iyi alan yere bırakırdı onu.
Sırtını güneşe verir, yüzünde belli belirsiz bir huzur olurdu.
Köye gittiğimde onu orada bulacağımı bilmenin
garip, iç ısıtan bir heyecanı olurdu içimde.
Şimdi babam yok.
Ama her gidişimde gözlerim yine o sandalyeyi arıyor.
Yıllar geçse de, sanki hâlâ orada…
Sırtını güneşe vermiş, sessizce oturuyor gibi.
Şair diyordu ya:
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum.