Dostoyevski okurken tedirgin olursunuz. Yazarın gözlerini üstünüze diktiği hissine kapılırsınız. Sizi tepeden tırnağa süzüyordur. Orada kalmıyor Dostoyevski. Ruhunuzun derinliklerine iniveriyor. Dehlizlerde dolaşıyor. Yaralarınıza parmak basıyor. Sizi kendinizle yüzleştiriyor.
Kimisi Dostoyevski’yi kötümser bir yazar olarak görür. Buna Yaşar KEMAL’in itirazı vardır. “Dostoyevski‘ye gelince, bu insanlığın yetiştirdiği en büyük umut, aydınlık dünyası kuran kişiye kim yaptı bu işi, onu, kabuğuna bakarak , karanlığın, hastalıkların türkücüsü kim yaptı, kim kandırdı insanlığı bu üstün düşçü üstüne. Bakın size söyleyeyim, Dostoyevski ne yapar biliyor musunuz, karanlığı yığar yığar karşımıza, bir karanlık duvarı örer önümüze, onun işi, hüneri bu, sonra o kurşun geçirmez karanlığın arkasından ışığı daha belirli, daha açık görürüz. Dostoyevski’nin hüneri budur. Bence Dostoyevski, insanlığı en aydınlık yanlarından birisidir.”( Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor sayfa 87)
Dostoyevski her eserine kendi hayatından kesitler serpiştirir. O sara hastasıdır. Kumar düşkünlüğü olmuştur. Babasıyla sorunlu bir geçmişi vardır. O aynı zamanda bir dönemin muhalifidir. Bu yüzden idama mahkum edilmiştir.
Dostoyevski Rus edebiyatından daha fazla dünya edebiyatını etkilemiştir. Ülkemiz dahil birçok yazar onu öncü kabul etmiştir. Stefan ZWEIG Üç Usta kitabında onu anlatır. Bizde Oğuz Atay onun derin etkisindedir. Oğuz ATAY demişken Budala okurken sık sık TUTUNAMAYANLAR geldi aklıma.
Tolstoy’a ait olduğu söylenen bir söz vardır“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”
Lev Nikolayeviç Mişkin namı diğer BUDALA Rusya’ya dönüş yolundadır. Böylece muhteşem hikayemiz, uzun yıllar önce şehri terketmiş, çok az insanın tanıdığı Prens