"Demem o ki hayatta her şeyi gerçekten de seçimlerimiz belirliyor. Neyi seçersek hayatımız o şekilde biçimleniyor. O yüzden; eğer kitap okumak yerine dizi izlemeyi, müzeye gitmek yerine konsere gitmeyi, bir şeyler yaratmak yerine bir şeyler tüketmeyi seçiyorsak, hayatın bize verdiğiyle yetinmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü oturduğumuz yerden başarıya giden tüm yollar tek yoldur. Fedakarlık yapmadan bir şey öğrenmeyiz. Yapan insanların da başarısını kıskanamayız. Herkesin hayatı kendine. Karşı tarafın seçimlerini, sırf içimizi rahatlatmak adına olumsuz yorumlarda bulunarak kendi seçimlerimizle eşitleyemeyiz."
"Bazen en küçük bir olayda dünya başımıza yıkılmış gibi hissederiz. Belki de gerçekten dünya başımıza yıkılmıştır ama yıkılan bizim dünyamızdır. Başkalarının dünyaları hala yerinde ve dönmeye devam etmektedir. Sabah doğuma, öğlen cenazeye, akşam düğüne gittiğim günler oldu. Bir insan bir günde ne kadar da çok duyguya maruz kalabiliyor! Gün aynı gün ama sorsan herkes başka bir renkle tasvir ediyor. Herkesin dünyası kendi hızında dönüyor."
"Birilerine bağlı olunca hiçbir zaman işler yolunda gitmiyordu. Ya her şeyi kendince, tek başına yapacaksın ya da bunun gibi hedef şaşırtıcılarına alışacaksın."
"Zaten önemli olan da var olmak değil mi? Simsiyah geceye, bembeyaz soğuğa, belirsiz sise inat; güneş gibi parlamak, kardelen gibi açmak, rüzgar gibi esmek değil mi yaşamak?"
"Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?"
Sürüsündeki diğer martıların aksine uçmayı, öğrenmeyi, sınırlarını zorlamayı seven bir martıdır Jonathan Livingston. Diğer martılar gibi bütün gün çığlık çığlığa yemek peşinde koşmaktansa yükseklere uçmayı tercih eder. Özgür olma isteği diğer martılarca kendilerine hakaret, büyük bir onursuzluk sayılır ve Jonathan sürüden atılır. Tek başına, uçma, özgür olma isteğinin peşinden gider Jonathan.
Toplumda kabul edilen normalin ufacık bile dışında olan birini gördüğünde, insanlar da tıpkı martılar gibi o kişiyi kendi normallerine zorlama, istedikleri gibi olmazsa da dışlama eğiliminde. Oysa normal ne? Dünyada milyarlarca insan yaşıyorken tek bir doğrunun, tek bir yaşam biçiminin doğru olması nası mümkün olsun? Jonathan'ın özgür olma isteği, bizim toplumda kabul görmek pahasına kendi isteklerimizden vazgeçmememiz, kendi sınırlarımızı zorlamamız için de bir ilham bence. Yazarın yıllar önce yazdığı, ancak uzun bir süre kitapta yer almayan dördüncü bölüm de yeni basımlarında mevcut. Akıcı, bir solukta okuyabileceğiniz bir öykü.