Ölüler cevap vermez. Tanrı cevap vermez. Gelgelelim yaşayanlar soruyorlar. Her gece soruyorlar Binbaşım. Kadınlar Binbaşım, yaslı, üzgün kadınlar. Ağarmış saçları, katı çatlak elleriyle yaşlı kadınlar. Issız, özlemli gözleriyle genç kadınlar. Çocuklar Binbaşım, çocuklar, pek küçük çocuklar. Karanlıkların içinden sesleniyolar: Beckmann Çavuş, babam nerde? Beckmann Çavuş, kocamı ne yaptınız? Beckmann Çavuş, oğlum nerde, ağabeyim nerde, Beckmann Çavuş, nişanlım nerde? Nerde? Nerde? Gün ağarana kadar hep böyle fısıldaşıyorlar. Yalnız on bir kadın Binbaşım, benimkilerin sayısı yalnız on bir. Ya sizinkiler ne kadar Binbaşım? Bin mi? İki bin mi? İyi uyuyor musunuz Binbaşım? Geceleri iki bin hayaletle? Uyumayı bırakın, yaşayabiliyor musunuz?
Hakları var! Ölülerin sayısı başımızdan aşkın. Dün on minyondulae. Bugün otuz. Yarın biri çıkar, dünyanın bir kıtasını havaya uçurur. Haftaya biri gelir, insanları on gram zehirle yedi saniyede öldürmenin yolunu bulur. Bunların yasını mı tutalım yani? Şerefe, bu zamanda kendimize bir başka yıldız aramalıyız gibime geliyor.