Hayat olmaktır demiştin
Hayat sevmek ve olmaktır
Demiştin ki gündüz ölmek, gece ise doğmaktır
Ölüm savmaktır sıranı sırası gelince
Ölüm yaşam kuşunu kafesinden salmaktır
Gözlerime öyle bakma demiştin, gözlerin ateşe dalmaktır
Ne çıkar misk-u amber saçmasan etrafına
Gülün kârı solmaktır
Değişir iklimler mesafeler seninle
Ve hüzün sevdanla dolmaktır
Bu beden her mihnete her belaya katlanır
Lakin maksat ne olmaktır, ne ölmektir, ne solmaktır
Maksat olmaksa demiştin
Olmak, onu bulmaktır
gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın
içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın
sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın
insan insanı kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın
Attila İlhan
Uzun zamandır, az bilinen, böyle kurak bir yolda yürürken yolun kenarında çiçek görmüş gibi hissettiren, dönüp dönüp b̶a̶k̶t̶ı̶ğ̶ı̶m̶ ̶ okuduğum bir şiir yok.