Din kitapları ilk insandan söz eder. Adem'den. Bunu kabul edebilirim. Ve kaburgasından türemiş Havva'yı anlatırlar. Bunu da kabul edebilirim. Mucizeler dinlerin ana motorlarıdır ne de olsa. Ancak üreyerek çocuk yapmalarını ve o çocukların da kendi aralarında üreyerek çoğalmalarını kabul edemem. Bir an için bütün bunların doğru olduğunu düşünsek bile ortaya şöyle bir tablo çıkar. İlk insan Adem ve Havva ve onların çocukları normal insanlardı. Ancak torunlar pek de öyle olamazlar. Akraba evliliğinin ürünü olan torunlar normallikten anormalliğe geçmeye başlamışlardı. Ve kuşaklar boyunca sürerek bugüne kadar geldi söz konusu çoğalma. Anormallik katılaştı ve normal olarak algılanmaya başladı. Kardeşler arası ilişkilerden meydana gelen çocukların yarattıkları kuşak sakat olarak dünyada yaşamaya başladı. Ve bugün düşündüğümüzde, ilk insanın belki de altı parmaklı, dört kollu, üç bacaklı olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan emin olmasak dahi, bizden kesin olarak farklı olduklarını söyleyebiliriz. Gerçek şu ki, dünyaya binlerce yıldır hâkim olan insanlık, din kitapları esas alındığında, sakat bir ırktır. Hastalıklıdır. Kardeşlerin birbirleriyle üremesinden ortaya çıkmıştır.
Sayfa 78
Şefkat; bir iksir-i nuranîdir
Rahmet-i İlahiyenin en latîf, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat; bir iksir-i nuranîdir. Aşktan çok keskindir. Çabuk Cenab-ı Hakk'a vusule vesile olur. Nasıl aşk-ı mecazî ve aşk-ı dünyevî pek çok müşkilâtla aşk-ı hakikîye inkılab eder, Cenab-ı Hakk'ı bulur. Öyle de şefkat -fakat müşkilâtsız- daha kısa, daha safi bir tarzda kalbi Cenab-ı Hakk'a rabteder. Gerek peder ve gerek vâlide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakikî ehl-i iman ise; dünyadan yüzünü çevirir, Mün'im-i Hakikî'yi bulur. Der ki: "Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe..." Veledi nereye gitmişse oraya karşı bir alâka peyda eder, büyük manevî bir hal kazanır. Ehl-i gaflet ve dalalet, şu beş hakikattaki saadet ve müjdeden mahrumdurlar. Onların hali ne kadar elîm olduğunu şununla kıyas ediniz ki: Bir ihtiyar hanım gayet sevdiği sevimli tek bir çocuğunu sekeratta görüp, dünyada tevehhüm-ü ebediyet hükmünce gaflet veya dalalet neticesinde; mevti, adem ve firak-ı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp gaflet veya dalalet cihetiyle, Erhamürrâhimîn'in Cennet-i rahmetini, Firdevs-i nimetini düşünmediğinden, ne kadar me'yusane bir hüzün ve elem çektiğini kıyas edebilirsin. Fakat vesile-i saadet-i dâreyn olan iman ve İslâmiyet, mü'mine der ki: Şu sekeratta olan çocuğun Hâlık-ı Rahîmi, onu bu fâni dünyadan çıkarıp Cennetine götürecek. Hem sana şefaatçi, hem ebedî bir evlâd yapacak. Müfarakat muvakkattır, merak etme; اَلْحُكْمُ لِلّٰهِ ٭ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, sabret. اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى Said Nursî
Sayfa 79
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Uykuda hayır olsaydı cennette uyku olurdu, denilmiştir. Derler ki: Allah cennette bulunan Adem’e uykuyu verdiği zaman Havva’yı ondan çıkarmıştı Adem uyurken Havva ondan yaratılmıştı. Havva vücuda gelince de Adem’in başına gelen belalar meydana çıkmıştı. 
Sayfa 468 - Sufilerin Makam ve Halleri- Rüya·Kitabı okuyor
Uyku
''Gücü , kuvveti olmayan din sadece felsefeden ibarettir.'' Muhammed İkbal
Nemrud'u göğe çıkaracak olanla, Âdem'i dünyaya indiren aynı şey değil mi?
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Alıntı
İnsanın en ciddi hali yeni doğduğu haldir... Ve hiçbir insan yeni doğmuş çocuk kadar başarılı değildir... Zira yeni doğan bir çocuk zamanla yarışır gibidir.. Bir yaşına kadar yürümeyi öğrenmelidir... İki yaşına kadar konuşmayı... Çevreyi tanımalı, eşyayı kullanmayı öğrenmeli... Bedeni ile eşya arasında bir bütünlük kurmalıdır... Ve bütün bunlar için az bir zamanı vardır; çocukluk yılları kadar... Bundandır ki çocuğun işi ciddidir...
Sayfa 151