bir ân geliyor. her şey anlamsızlaşmaya başlıyor. bu dünyadan uzaklaşıyorsun. yitik bir diyar haline geliyor etrafın. anlam arıyorsun, manâ yakalamak için düşüyorsun yollara. yürüyorsun. durmadan, usanmadan.. tükenmeden bulmak üzere yürüyorsun.
Diyorum ki, farklı insanların varlığını vazgeçilmez sayan, hayatın devamında birlikte bulunmanın gerekliliğini kaçınılmaz sayan bir kültürden geliyoruz. Mayamızda bütün insanları hayvan toplumlarından ayıran bir özellik var. Buna dayanarak modem hayatın bize zorla kabul ettirmek istediği robotluktan kurtulabiliriz. Bu demek değildir ki kendimize seçmemiz gereken hedef, ezip geçtiğimiz kültüre yeniden hayat vermek olsun. Bunu yapamayız. Çünkü terkettiğimiz kültürün canlı kalmasına imkan veren şartları yeniden temin edemeyiz. Üstelik bu her yönüyle benimseyebileceğimiz bir faaliyet de olmayabilir. Terkedilen kültür, biraz da şu veya bu sebeple kendini terkettirmiştir de. Ama hangi kültürden geldiğimizi unutmamak, çıkış yerini hatırda tutmak bizim için bir varoluş teminatıdır.
Diyeceğiz ki yerküre ölçüsünde İslam birliğine doğru yol almak istiyorsak önce insan ve toplum olarak kendi bünyemizde birliğin, bütünlüğün sağlanmasına bakalım. Bunu ancak bünyemizdeki itikat alanının yükselen bir canlılık barındırmasıyla sağlayabiliriz. Ama müslümanlar itikadî mevcudiyeti bir veri kabul ederek çabalarını dünyanın aldığı biçim doğrultusunda siyasî, ekonomik, sosyal meselelerin çözümüne hasredecek olurlarsa İslam birliğinin kuyusunu kendi elleriyle kazmış sayılırlar.