Artık dünyadaki her şey seninle bağlantılı Muazzez. Sabah güneş doğuyor, diyorum; Muazzez de aynı böyle; dünyada bir tane. Bir derin nefes alıyorum, diyorum şimdi olaydı, kokusu burnumdaydı. Yüzümü yıkıyorum, su diyorum, sanki Muazzez’in elleri yüzümde geziyormuş gibi. Bahçedeki söğüt rüzgârda sallanıyor; diyorum “Muazzez bu, bu onun saçları.” Dalına bir kuş konuyor, diyorum geldi, kuş oldu da geldi. Az ilerde bir gül görüyorum, diyorum bu Muazzez’in dudakları değilse ben de insan evladı değilim. Başımı gündüz yukarı kaldırsam gözlerinin karası, gece kaldırsam saçlarının siyahı. İyi ki bitmiş hakikaten. Bitmeseydi sabah kalkar, yüzüne bakar, saçını koklar, dudağından öper güne öyle başlardım mesela. Ne sıradan. Hiç yaratıcı değil. Ufkumu açtın Muazzez. İçimdeki üçüncü sınıf şairi uyandırdın. Bitmeseydi, şu saatte sarılıp uyuyorduk, bak şimdi seni sayıklıyorum.
Anneler evlatlarının masumiyetini bir nişan gibi gözlerinin içinde taşıyorlar her zaman, bunu kaybederlerse eğer başka hiçbir şey göremeyecek kadar karanlık bir suçluluk duygusuna gömülüp kalacaklarını sanıyorlar.
Herkes sana suçlu olduğunu söylediğinde, sen kendi masumiyetine çok fazla direnemezsin. Günün birinde o çiviyi oradan çıkartsan da duvarda suçlanmış olmanın deliği kalır.
Çok uzun zamandır inceleme yazmamış olmamın verdiği paslanmışlığı bile hiçe saymak ve bu eser hakkında konuşmak istedim. Son zamanlarda Tennessee Williams okumalarını sık sık yapıyorum ve şimdilik hedefim, yazarın elime geçirebildiğim tüm oyunlarını okumak yönünde. Baby Doll, bir süre önce arkadaşımın okuduğu ve benim de okumak için can attığım bir eserdi, onun da vermiş olduğu heyecanla listemde sıra ona gelir gelmez hemen elime aldım.
Eseri, yazar hakkında hiçbir şey bilmeden okuduğunuz zaman dehşete düşeceğinizi tahmin ederek kendi çapımda biraz yazardan söz etmek istiyorum: Williams, tiyatro dünyasına gelmiş geçmiş belki de en kendi kulvarında kalan, içinizi yakacak kapalı hikayelerin yazarı. Daha önce yazarın okuduğum oyunlarından yola çıkarak söyleyebilirim ki kadın hikayelerini işleyiş şekli gereği, tüylerinizi ürpertiyor. (Mesela Arzu Tramvayı) Kendisi eserlerine bolca yardımcı not bırakıyor, dekorundan ışığına kadar oyunu izlemiş kadar olacağınız detayları takip edince tat almaya başlıyorsunuz.
Eserlerinde kendi hikayesinden parçalar gizliyor. Annesinin, ablasının, babasının nasıl kimseler olduğunu bilmek de bu açıdan işinizi kolaylaştırıyor zaten. Ablası, Rose, lobotomi ameliyatı olan ve belki de kardeşini en çok etkileyen figür olarak karşımıza çıkıyor. Zaten eserlerindeki kadın karakterlerin hastalıklı yapıları, işin sonunda akıl hastanesine çıkan yolları ve silik de olsa izini görebileceğimiz abla karakterleri de ondan geliyor. (Dikkat Çökme Tehlikesi Var'daki hayranlık duyulan ama ölümüne karşı hiçbir şey yapılamayan Alva'yı hatırlayın.) Anneleri, Edwina, ise katı ve ahlakçı yapısıyla çocukları üzerinde otorite kurmuş Güneyli bir kadındı ki yine eserlerde ondan gelme düşünce yapılarına, sözlere, ahlaki normlara kolaylıkla erişme şansınız var ama belki de tüm bunlardan
Baby DollTennessee Williams · Penguin Books · 19578 okunma