Firkatnâme
Bir şeb ki hicrin ile yine bağrım odlara,
Düştü gönül, perîşân olup kaldı yâdlara.
Gittin; ardından ömrümün iklîmi güz oldu,
Yaprak yaprak döküldü hayâlim murâdlara.
Bir sen değildin aslında kaybolan ufkumda,
Sensiz ben de karıştım unutulmuş diyârlara.
Her dem adınla açtı içimde bin eski yara,
Merhem diye uzandım yetişilmez bahârlara.
Deryâ misâli coşsa da gözlerimde hasret,
Ermedi bir damlası sen diye kurak çöllere.
Mecnûn'a sordum aşkı; dedi: "Yol budur ey dil,
Vuslat bir anlık ziyâdır, aşk mahkûm yıllara."
Ben derdimi geceye, gece sessizliğe verdi,
Sessizlik aldı götürdü cevapsız suallere.
Bir gün olur da dönersen bil ki değişen yok;
Hâlâ adın yazılıdır gönlümdeki taşlara.
Lâkin ne sen eskisisin, ne ben o eski ben;
Zaman da secde etmiş geri dönmez kararlara.
Ey yâr, ayrılık sandığın şey yalnız mesâfe değil,
İnsan bazen en çok severken düşer firkatlere.