Beşinci aydan sonra yalnızca " bilmem" zikrine devam
ettim. Tapduk Sultan'ım bana biat vermiş, " Biz ümmlyiz
ve senin aklında sorular var. Soruyla dervişlik olmaz; teslimiyet gerektir; bu yüzden hiç nesnen kalmayana dek
sorulardan kurtul; zahirini terk eyle, dimağını ant. Bundan böyle 'Bilmem!..' çek ve 'Bilmem!' lafzı senin virdin
olsun. Ta o güne kadar ki sana 'Adın nedir?' diye sorulsa 'Bilmem!' diyesin," buyurmuştu
Bir tarihte, Eskişehir'i ziyaretinde, yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde arabasını durdurdu.
Salih Bozok'a:
Bu çınarları hatırlıyorum... dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!
Eski anıları tekrar yaşamak için köy kahvesinin harap bir iskemlesine oturdu.
Biraz sonra kahveci ona, köyünün tek ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince "Gazi" pek hoşnut oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
Adın ne?...
Yusuf!...
Buralarda geçmiş savaşı hatırlar mısın?
Nasıl hatırlamam Paşam... Emrinde çavuştum!
Emrinde mi
Bütün kuvvetlerin Başkumandanı değil miydin, Paşam! Hep emrinde savaştık!
Büyük kurtarıcı, zeki köylüyü takdir etmişti.
Aferin gazi Yusuf Çavuş! deyince eski asker el bağladı:
Estağfurullah, Paşa! Gazi, sizsiniz!
Rütbe başka... Fakat savaştan dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla, ikimiz de "GAZİYİZ!
"Çözüldün ve utancından ölecek haldesin. Adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. Zaten durmadan bunu planlıyorsun. Birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun. Kafana kurşun sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. Geçen sene aldığın o Allahlık Kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii."
Ve ben seni sevdiğim zaman
Bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır
Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet
Beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç...