...
bu deniz kıyısında iyiyim, beni rahat rahat alıyor burası; hiçbir şeyim de eksik değil; ama şu istek beni yiyor: ölmeden önce, elimden geldiği kadar çok toprak ve deniz görmek.
"Bakın, size kendi fikrimi sövleyeyim: Asıl vahim ve acı olanı, değeri bilinmemiş okuyucuların durumudur." "Nasıl?"
"Edebiyatçının eseri kalır, okuyucu ise ölür. Okudukça zevkleriniz incelir, daha tuhaf, daha rafine kitaplara, yazarlara el atmaya başlarsınız, bu meşgale sırasında muhtemelen hayat gailesi bakımından dibe doğru kaymaktasınızdır... Okuduklarınızı, müstesna olduğunu düşündüğünüz satırları birilerine anlatmak istersiniz zira şahsa mahsusun hazzı kısa sürer, ömrü uzun olan paylaşmaktır. Fakat ortalığı her zamanki gibi kaba saba kelimeler, düşük cümleler işgal etmiştir, o gürültüde kimse sizi duymaz. Okumak hem bir hayat başarısızlığının -ki unutmayın okumak mağlupların işidir- hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yatırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız. Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur arkanızda mutlaka birkaç müttefik, birkaç şahit bırakmak istersiniz."
"... Hayatın sırrının çözülecek bir problem değil, tecrübe edilecek bir gerçeklik olduğunu söyledi. Ben de Mentatlığın İlk Yasasını söyledim: 'Bir süreç onu durdurarak anlaşılmaz. İdrak sürecin akışıyla birlikte gerçekleşmeli, ona katılmalı ve onunla birlikte akmalıdır.' ..."