Dedem hep anlatırdı: “Yaşam, şaşkınlık
verecek denli kısa. Belleğimi zorluyorum,
örneğin bir ata atlayan bir delikanlının, kötü
rastlantıları hiç hesaba katmasak da, mutlu bir
akışla ilerleyecek sıradan bir yaşamın yetersiz
kalabileceğinden korkmadan, en yakın köye
gitme kararını nasıl alabildiğine şaşırıyorum
şimdi.”
Yılar geçtikçe hafif bir rahatsızlık duymamın,
meselenin gerçek anlamıyla hiçbir alakası yok;
var olan öfkenin yetersizliğini bilsek bile, kim olursa olsun mutlak bir sıkıntı kaynağı olmak
katlanılması imkansız bir şeydir; insan rahatsız
olur, yalnız fiziksel anlamda bir sezgiyle
oluşacaklarına asla inanmadığı yargıları
beklemeye başlar. Yine de, bir bakıma, bu
sadece ileri yaşlarda oluşan bir olaydır; tatsız
ayrıntılar gençliğin sonsuz güç pınarında
kaybolurlar; eğer insan, henüz genç bir
çocukken etrafa biraz şüpheli gözlerle
bakıyorsa, bu onun yüzüne vurulmaz, farkına
bile varılmaz, hatta kendisi bile fark etmez; ileri
yaşlara kadar hayatta kalan şeyler kalıntılardır,
hepsi gereklidir, hiçbiri yinelenmeyecektir, her
biri dikkatle gözden geçirilir ve geçkin bir
adamın şüpheyle bakan gözleri, bariz bir şekilde
şüpheyle bakıyordur; bunu görmek çok zor
değildir. Fakat bu gerçek ve somut bir kötüye
gidiş değildir.
Bu yüzden, hangi gözle bakarsam bakayım
gerçek olan şu ki; -bu fikre tamamen
katılıyorum- bu küçük sorunu, elimle hafifçe
örtmeye devam ettiğim sürece, kadın ne kadar
öfkeye boğulsa da, hayatımı diğerleri tarafından
rahatsız edilmeden şimdiye kadar olduğu gibi özgürce sürdüreceğim.