(...)
Hitler’le de, Führer olmadan önceleri, çok içtenlikli arkadaştırlar. Münih’teki birahanelerde çok bira içmişlikleri vardır. Herif Nazi mazi ama, şimdi eğri oturup doğru konuşmalı, Almanya’nın başına geçtikten sonra bile eski arkadaşı Ziya’yı unutmamış, mektup yazıp onu Almanya’ya çağırarak kendisine yardım etmek istemiştir. Ziya Bey’e Almanya’da yüksek bir görev verecektir. Çünkü o sıralarda Ziya Bey’in sıkıntı içinde olduğunu duymuştur. Hitler’den küçük adı “Adolf” diye sözeder. “İyi ki bizim Adolf’un sözüne uyup da Almanya’ya gitmemişiz. Yoksa beni de Nürnberg mahkemesinde ölüme mahkum ederlerdi.” der, biraz düşündükten sonra da ekler: “Yok, yok, ben Adolf’un yanında olaydım, bu işler gelmezdi başına; çünkü benim sözümü dinlerdi. Ona doğru yolu gösterirdim.”
(...)
Gerekli olan şudur: Alman milleti, gençlik çağlarından itibaren sadece kendi ırkının haklarını koruyacak şekilde eğitilmelidir. Çocukların kalpleri, milletimizin sorunları ile ilgili konularda o bayağı objektiflik görüşü ile zehirlenmemelidir.
Milletvekillerinden her birinin gösterdiği herhangi bir başarı, milletin istek ve dertlerinden ancak pek küçük bir bölümüne yarar sağlar. Halkın siyasal zekası; isteklerini yerine getirecek, milletin dertlerine çare bulacak yetenekli siyasetçileri bulup meclise yollamak için yeterli değildir.