Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Belki dünya havada süzülüyordur,
Bilmiyorum.
Belki yıldızlar birtakım dev makaslarla kesilen
küçük el işi kağıtlarıdır.
Belki ay donmuş bir gözyaşıdır,
Bilmiyorum.
Belki Tanrı sadece sağırlar tarafından duyulan
kalın bir sestir,
Bilmiyorum.
Belki ben hiçkimseyim.
Doğru, bir bedenim var
ve ondan kaçamıyorum.
Kafamdan uçmak isterdim,
ama bu imkansız.
Burada, bu insan formu içinde mahsur kalmam
kader kitabında yazılı.
Hal böyleyken
Derdime dikkat çekmek istiyorum.
İçimde bir hayvan var,
kalbime sımsıkı yapışan,
kocaman bir yengeç.
Bostonlı doktorlar
Pes ettiler.
Neşterler, iğneler, zehirli gazlar ve benzeri şeyler denediler.
Yengeç hâlâ orada.
Büyük bir yük bu.
Unutmaya çalışıyorum, kendi işime bakmaya,
brokoli pişirmeye, açıp kapatmaya kitapları,
"- Dostluk nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
- Evet, diye yanıtladı Çingene kızı; kardeş gibi olmaktır, tıpkı elin iki parmağı gibi iç içe geçmeden birbirlerine dokunan iki ruh gibi.
- Ya aşk?
- Ah aşk! dedi Esmeralda, sesi titriyor, gözleri ışıldıyordu. İki sevgilinin bir bedende bir araya gelmesi. Bir melekte bütünleşen bir erkek ve bir kadın. Cennetin ta kendisi!"